Yahya Öger’den STK’lara “bağımsızlık” uyarısı; STK’lar siyasi ganimet değildir

Yeşil Yıldız Derneği Başkanı Yahya Öger, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının bağımsızlığına ilişkin tartışmayı gündeme taşıdı. Bazı STK’ların siyasi yapılar, cemaatler veya kişisel güç odaklarının etkisine girebildiğini belirten Öger, “STK’lar siyasi ganimet değildir” dedi. Öger ayrıca, aynı kişilerin yıllarca yönetimde kalmasının kurumlarda demokratik yenilenmeyi engellediğini savundu.

Yeşil Yıldız Derneği Başkanı Yahya Öger, Türkiye’de dernek, vakıf ve meslek örgütlerinin bağımsızlığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Öger’e göre sivil toplumun temel sorunlarından biri, bazı kuruluşların toplumun farklı kesimlerinin özgür iradesini temsil etmek yerine siyasi, dini veya kişisel güç merkezlerinin etkisi altına girmesi.

Sivil toplum kuruluşlarının bağımsız kimliğini koruması gerektiğini belirten Öger, kimi STK’ların zaman zaman bir cemaatin, siyasi oluşumun veya tek bir kişinin kontrol alanına dönüşebildiğini söyledi.

“Böyle bir durumda sivil toplum, kendi bağımsız kimliğinden uzaklaşarak başka yapıların uzantısı haline geliyor” diyen Öger, sorunun yalnızca dışarıdan gelen müdahalelerle açıklanamayacağını vurguladı.

“Özeleştiri yapmadan sorunu çözemeyiz”

Öger, STK yöneticilerinin de kendi sorumluluklarını sorgulaması gerektiğini belirtti.

Siyasi ve ekonomik güç merkezlerinin STK’lar üzerindeki etkisinin zaman zaman yöneticilerin tutumuyla da bağlantılı olduğunu ifade eden Öger, kendi konumunu korumak veya çevresine alan açmak amacıyla güç odaklarına yaslanan yöneticilerin daha sonra kurumun bağımsızlığını savunmasının tartışmalı hale geldiğini söyledi.

Öger, sivil toplumun gerçek anlamda bağımsız olabilmesi için hem dış müdahalelere hem de kurum içindeki güç ilişkilerine karşı demokratik mekanizmaların işletilmesi gerektiğini savundu.

“STK başkanı başka bir hiyerarşinin temsilcisi olamaz”

Cemaat ve dini yapılanmaların STK’lar üzerindeki etkisine de değinen Öger, kişilerin farklı sosyal veya dini yapılardaki konumları ile STK yöneticiliği arasındaki sınırın korunması gerektiğini söyledi.

Öger, bir STK başkanının kurum adına karar verirken başka bir yapının hiyerarşisine bağlı hareket etmesinin sivil toplum anlayışıyla bağdaşmayacağını belirtti.

“STK başkanı, herhangi bir cemaat hiyerarşisinin temsilcisi değildir.”

Öger, “Bizim abinin dediği olur”, “yukarıdan böyle istendi” veya “bu kişi bizim yapıdandır” gibi anlayışların demokratik STK kültürüyle çeliştiğini ifade etti.

“Mutlak itaat kültürü ile demokratik sivil toplum kültürü aynı çatı altında yaşayamaz” diyen Öger, kurumların karar mekanizmalarının üyelerin özgür iradesine dayanması gerektiğini söyledi.

“STK’lar siyasi ganimet değildir”

Siyasi veya sosyal güç odaklarının dernek ve vakıfları kendi etki alanlarına dahil etme çabasının da sivil topluma zarar verdiğini belirten Öger, yönetimlerin belirli grupların kontrolüne geçirilmesi anlayışını eleştirdi.

“Bu kurum bizim olsun, başına bizim adamımız gelsin, yönetimde bizimkiler olsun” yaklaşımının sivil toplum değil, “alan kontrolü” anlamına geldiğini savunan Öger, “Dernek ve vakıflar siyasi ganimet değildir. STK’lar kimsenin mülkü değildir” dedi.

Öger, yönetim değişiklikleri sırasında üyelik dengeleri üzerinden hesap yapılması, insanların karşı karşıya getirilmesi, yönetimlerin tasfiye edilmesi veya tüzüklerin kişisel çıkarlar doğrultusunda değiştirilmesinin kurumların demokratik yapısını zayıflattığını söyledi.

“Koltuk hizmet aracından kişisel statüye dönüşmemeli”

Öger’in dikkat çektiği bir diğer konu ise STK yönetimlerinde aynı kişilerin uzun yıllar görev yapması oldu.

Yöneticiliğin bir hizmet ve emanet anlayışıyla yürütülmesi gerektiğini belirten Öger, uzun süre aynı kişilerin görevde kalmasının zamanla başkanlığı bir hizmet görevinden çıkarıp kişisel statüye dönüştürebileceğini söyledi.

Öger, kurumlarda yeni yöneticilerin yetişmesinin önünün açılması gerektiğini belirterek, “Koltuk boşalmadan yeni yönetici yetişmez” değerlendirmesinde bulundu.

Gerçek liderliğin kendisinden sonra gelecek kişilerin önünü açmak olduğunu ifade eden Öger, yöneticilerin kurumları kendilerine bağımlı hale getirmek yerine kendilerinden sonra da güçlü biçimde devam edebilecek yapılar oluşturması gerektiğini söyledi.

“Tüzük kişiyi değil, kurumu korumalı”

Öger, STK’ların tüzüklerinde yapılan değişikliklerin de kurum içi demokrasi açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Tüzüklerin belirli kişilerin görev süresini uzatmak veya mevcut yönetimin konumunu güçlendirmek amacıyla kullanılmaması gerektiğini söyleyen Öger, “Tüzük, kurum içi demokrasiyi güçlendirmek için değiştirilir; bir kişinin koltukta kalma süresini uzatmak için değil” dedi.

Öger’e göre, görev süresini sınırlayan hükümlerin değiştirilmesinin ardından üyelerin desteğinin gerekçe gösterilmesi, tek başına demokratik meşruiyetin bütün koşullarını karşılamıyor.

Öger’in değerlendirmeleri, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının bağımsızlığı, yönetimlerde süreklilik, kurum içi demokrasi ve siyasi ya da dini yapıların etkisi konularındaki tartışmayı yeniden gündeme taşıyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Diyarbakır Haberleri