Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesindeki dar bir sokakta açtığı küçük dükkanında boya yerine nakışla tablo üreten Rêzan Helbest, toplumun hafızasını tuvale işliyor. Henüz çocuk yaşlarda nenesinin eline verdiği bir iğne ve iple köy yerinde başladığı sanatını geliştiren Helbest, tablolarında geleneksel motifleri günümüze taşıyor. El yapımı takılar, tablolar ve kitaplarla çevrili çalışma alanında üretimini ortaya koyan Helbest, ortaya koyduğu üretimlerle dikkatleri üzerine çekiyor.
Sur ve sanat
Mezopotamya Ajans’ta yer lan habere göre kadınların geleneksel motiflerinden ilham alan Helbest, sanatın toplumsal hafızayı taşıyan en güçlü araçlardan biri olduğunu ifade ederek, 2020 yılında Dicle Üniversitesi Kimya Bölümü'nü bitirmesinin ardından çocukluğundan kendini sanatına verdiğini söyledi. Sur’un tarihi, kültürü ve sanatı ile önemli yer tuttuğuna dikkat çeken Helbest, “Tarih insana fısıldar, yaşam insana fısıldar, sanat insana fısıldar. Kimileri bunu duyar, kimileri duymaz. Ben duyanlardan oldum. Böylece sanat yolculuğumun temelini Sur'un kalbinde attım” diye belirtti.
Pîra Pota
İğne ve iplikle tanışmasının hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Helbest, “Nenemin gözleri iyi görmediği bir dönemde bana iğne ve ip verdi. Böylece iğne ve iplikle tanıştım. Daha sonra nenemi gözlemlemeye başladım. Sürekli bir şeyler dikiyordu ve ne yaptığını merak ediyordum. Bir gün annem bana Kürtçe olarak ‘Pira Pota gibi ne yapıyorsun orada?’ diye sordu. Bu söz benim için çok önemliydi. Çünkü geçmişte kadınlar çantalar, kıyafetler, çadırlar ve günlük yaşamda kullanılan pek çok şeyi dikerken aynı zamanda üzerlerine motifler işliyorlardı. Bir keçi, bir gül ya da güneş gibi figürler işliyorlardı. Böylece sembolizm ortaya çıkıyordu. Bu görevi üstlenen kadınlara da Pîra Pota denilirdi. Ben de kadınların üretim sürecini gözlemleyerek motiflerin ve sembollerin dünyasına girdim” ifadelerini kullandı.
‘Üretim yorgunluğumu unutturuyor’
Nakış üretiminin kendisinde yarattığı duyguları anlatan Helbest, ortaya çıkan her motifin bütün yorgunluğunu unutturduğunu söyledi. Her yeni çalışmaya başladığında yeniden bir sanat döngüsünün içine girdiğini ifade eden Helbest, “İğneyi, ipliği elime alıyorum ve üretmeye başlıyorum. Günün sonunda ortaya güzel bir motif çıktığında bütün yorgunluğumu unutuyorum. Yaptığım işle göz göze geldiğimde onun bana verdiği duygu çok farklı oluyor. Evet, bu süreç zor, sancılı ve emek isteyen bir süreç. Ancak ortaya çıkan eser bütün o zorlukları bir süreliğine de olsa unutturuyor” dedi.
‘İlhamımı toplumdan alıyorum’
Helbest, “Her sanatçı toplumdan ilham alır. Ben de toplumumdan ilham alıyorum. Toplumun yaşamından, acısından ve mutluluğundan besleniyorum. Bunun yanında kendi duygusal rengimi de çalışmalarımın içine katıyorum. Çünkü ben de bu toplumun bir parçasıyım. Toplum ne kadar acı çekiyorsa, ben de o acıyı hissediyorum” dedi. Motiflerinin toplumsal gerçeklikle iç içe olduğunu ifade eden Helbest, “Toplumun içinden bir kare alıyorum, onu kendi duygularımla işliyorum. Günün sonunda ortaya çıkan motif ile toplumsal gerçeklik yan yana geldiğinde birbirini tamamlayan bir bütün oluşturuyor” ifadelerini kullandı.