Emekçiler Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndan seslendi; Kaynaklar savaşa değil halka ayrılsın!

Diyarbakır’da Demokratik Kurumlar Platformu öncülüğünde İstasyon Meydanı’nda düzenlenen 1 Mayıs mitinginde, emek sömürüsüne ve ekonomik yıkıma karşı birlik mesajları verildi. DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, KESK MYK üyesi Erdal Karakuş ve tertip komitesi temsilcilerinin katıldığı mitingde; insanca yaşam talebi, barışın ekonomik refahla bağı ve toplumsal komünlerin inşası ön plana çıktı.

Demokratik Kurumlar Platformu öncülüğünde, “Demokratik toplum için emekle özgürlüğe yürüyoruz” sloganıyla 1 Mayıs İşçi Bayramı için İstasyon Meydanı’nda miting düzenlendi. Mitinge Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın yanı sıra çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi ve emekçi katıldı.

‘Demokrasi en çok emeğin olduğu yerde anlam kazanır’

Tertip Komitesi adına konuşan Anahtar Kaya, emeğin değersizleştirilmesine, hayatların ucuz görülmesine karşı sözlerini büyüttüklerini dile getirdi. Anahtar Kaya, “Demokratik toplum için emekle özgürlüğe yürüyoruz derken, aslında bu düzeni değiştirme irademizi ortaya koyuyoruz. Demokratik toplum fabrikalarda, belediyelerde, tarlalarda, inşaatlarda yani emeğin olduğu her yerde verilen mücadeleyle inşa edilir. Çünkü demokrasi en çok emeğin olduğu yerde anlam kazanır. Demokrasi ve emek mücadelesi bir birinden ayrı değildir. İnsanca yaşam ve demokratik toplum talebi aynı kökten besleniyor” dedi.

‘Barışın olduğu yerde kaynaklar halka ayrılır’

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na işaret eden Anahtar Kaya, “Sayın Abdullah Öcalan’ın demokratik çözüm perspektifi emeğin özgürleşmesinin bir zeminidir. Çünkü barışın olduğu yerde kaynaklar savaşa değil, halka ayrılır. Baskı değil, örgütlenme büyür. Yoksulluk değil, refah artar. Barış ve demokratik toplumu birlikte kuracağız. Emeğin sömürülmediği, halkların eşit ve özgür yaşadığı demokratik bir toplum mümkündür. Onu kuracak olan biz emekçileriz. Emekle, direnişle, dayanışmayla özgürlüğe yürüyoruz. Yaşasın 1 Mayıs” diye konuştu.

‘Emekçilerin sesini yükseltmek için buradayız’

Yenişehir Belediyesi işçisi Müzeyyen Sevim ise 1 Mayıs’larda yaşamını yitirenleri andı. Müzeyyen Sevim, “Emekçilerin sesini yükseltmek için buradayız. Haklarımız çalınıyor, ekoloji talan ediyor. ‘Artık yeter’ diyoruz. İşçilerin birliği gücümüzdür, halkın özgürlüğüdür. Yeni bir yaşam için hazırız. Onurlu bir barış için hazırız. Tarihi emekle yazacağız” şeklinde konuştu.

‘Barış beklemeye gelmeyecek bir mücadeledir’

Ardından söz alan Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Erdal Karakuş, “1 Mayıs bizden çalınan her şeyin geri alınmasının günüdür” diyerek, kendilerinden “çalınanları” sıraladı. Karakuş, “Bu hak kayıplarımız için bugün buradayız ve itiraz ediyoruz” dedi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çeken Karakuş, “Abdullah Öcalan’ın bir yıl önce barış ve demokratik müzakere yönünde çağrısı olmuştu. O günden bu güne sahici, gerçekçi barışa dair bir adım atılmadı. Barış beklemeye gelmeyecek bir mücadeledir. İktidardan sahici adımlar atmasını bekliyoruz. Çok net bir biçimde sorumluluk almaya hazırız, barışın tarafıyız. Barış için emek vermeye hazırız” ifadelerini kullandı.

‘Emekçilerden çaldıklarınızı nereye harcıyorsunuz?’

Daha sonra konuşan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, kadınıyla, genciyle, Türkiye, Kürdüyle, Alevisiyle bu ülkede emek sömürüsüne, dayatılan savaşa söz söyleyenin, bunun önünde durmak için paradigmasını büyüten, mücadelesini verenin Abdullah Öcalan olduğunu söyledi. Türkiye’de bir ekonominin olmadığının altını çizen Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Varsa da adı yıkım ekonomisidir. Yıllarca emek vermiş emekliler çalışmak zorunda bırakılıyorsa ve hayatlarını iş cinayetlerinde kaybediyorsa bu bir yıkım politikasıdır. Ülkede halklar açlık ve yoksullukla baş başa bırakıldıysa bu bir yıkım ekonomisidir. Biz diyoruz ki; bu ülkenin hak ettiği şey bir yıkım ekonomisi değil, toplumsal ekonomidir. Bütün değerleri üreten, emekçinin ücretini belirleyen mekanizmanın topluma bu kadar yabancılaşan devlet ve patronların olmaması gerekirdi. Sayın Öcalan, ‘Dünya üzerinde tek bir karınca bile aç, işsiz kalmıyorken; insanlar nasıl işsiz kalır, aç kalır?’ diyor. Bu sistemle mücadele etmek için çok basit ama çok kritik bir cümle. Değerlerimiz çalınıyor. Yıkım politikası dedik ama aynı zamanda çok büyük bir hırsızlık var. Asgari ücret 28 bin ama yoksulluk sınırı 112 bin TL. Daha ceplerine girmeden çalınıyor. Bu sistemi el pençe koruyanlara soruyoruz; emekçilerden çaldıklarınızı nereye harcıyorsunuz? En yoksulu vergiyle baş başa bırakıyorsunuz ya onlarla ne yapıyorsunuz? Kürdistan’ın doğasını yabancı şirketlere peşkeş çekiyorsunuz ya onlarla ne yapıyorsunuz? Hiç birinin cevabını vermiyorlar, çünkü kendileri yiyorlar” şeklinde konuştu.

Komün olarak mücadele

Madencilerin, işçilerin gerçekleştirdiği eylemleri hatırlatan Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasına şöyle devam etti: “Çocuklar 23 Nisan’da babalarıyla birlikte greve oturdular. Yani bize dayatılan sistem nasıl emeklileri ve çocukları çalışmaya dayatıyorsa, 8 yaşındaki çocukları da grevle baş başa bırakıyor. Bu sisteme dur demenin, bu sistemi değiştirmek için daha güçlü bir birlik kurmanın zamanı gelmedi mi? Hırsızın politikasıyla bu iş yürümedi, yürümeyecek. Bizler ne yapacağız? Kim karar vermeli bizim hangi maaşı alacağımıza? Toplum karar vermeli. O yüzden toplum özne olmalı, komün olmalı. Ankara’dan İstanbul’dan konforlu alanlardan buralar görülmüyor. ‘Ne kadar çok çalarsak o kadar ayakta dururuz’ diyorlar. Ama komün dediğimiz şey halkın kendi adına düşünebilmesidir. Halkın hep birlikte emek vermesidir. Emek mücadelesinin toplumsallaşmasıdır. Hiç kimsenin sözüne bakmadığımız ekonomik düzlem demektir. En güzel, gerçek emek komünleri kurarken göstereceğimiz emektir. Bugün bizleri ayakta tutan, mücadele ışığını dipdiri taşıtan emek mücadelesi artık aynı zamanda komün mücadelesidir. Kadının görünmeyen emeğini komünle inşa ederek inşa edeceğiz. Çocukların çalıştırılmasına komün olarak hep birlikte engel olacağız. Bu halkın açlıkla terbiye edilmesine komünlerle dur diyeceğiz. Yani geleceğimizi hep birlikte kendi ellerimizle kuracağız. Bunun önünde hiçbir engel yok.”

‘Parçalanma zamanı değil, komün olma zamanı’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir hukuka bağlanması sadece Kürt halkını ilgilendiren bir mesele değil. Ortadoğu’da halklara dayatılan yıkım ve savaş sadece bizden mi alıyor? Tüm halklara büyük şiddet kasırgası olarak gelebilecek bir yıkım olarak duruyor önümüzde. Devletin ‘Terörsüz Türkiye’ söylemi Kürt mahallesinde bırakıyor bu süreci. Artık merminin, bombanın kaç fiyat olduğunu soran politikacılara değil, barışın hukukun nasıl olacağına kafa yoran politikacılara ihtiyaç var. Biliyoruz ki emekçiler, kadınlar, gençler olmadan bu süreç tamamlanamaz. Devletlerin ve iktidarların elindeki en büyük amaç parçalayarak yönetmektir. Demokratik toplum süreci diyor ki; parçalanma zamanı değil, komün olma zaman, kendi hayatımızla ilgili tartışmaları kendi hayatımızla ilgili yol haritasını inşa etme zamanıdır” ifadelerini kullandı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Diyarbakır Haberleri