Mehmet Aslan Yazdı: Seçim Değil; Mühendislik

Türkiye 14 Mayıs seçimlerine, seçim kanununa eklenen değişikliklerle giriliyor. Hemen baştan söylemek gerekirse; seçim bir tür strateji yarışmasına dönüşecek. Dolayısıyla oy kullanacak olan her vatandaşın da iyi bir analist gibi oy verme sürecine çalışması gerekecek. Bu giriş abartılı bulunabilir, ancak öyle değil. 14 Mayıs seçimi, bu tarihten önce yapılan bütün seçimlerden farklı olarak oy verme işlemi, zarfın sandığa atılmasıyla sınırlı olmayacak. Asıl mesele sandık öncesi sürecin iyi yönetilmesinde...

Şimdi yukarıda söylediklerimizi indirgemeye çalışalım;

  • 14 Mayıs seçimde beklenilenden çok daha fazla oy çöpe gidecektir ve bunun için seçim hilelerine, oyların yakılmasına, değiştirlmesine gerek yok; 6 Nisan 2022 değişikliğiyle bunu sağlayacak ince kurgular geliştirildi ve hiç umulmayan noktalara mayın döşendi.
  • Öncelikle “yasal yollardan” oyların nasıl işlevsiz hale getirileceğine bakalım. Değişiklik öncesinde işler nispeten daha sadeydi. Eğer ittifak blokları oluşmuşsa, atılan oyların tamamını dikkate alan bir sistem vardı. Herhangi bir ittifak için attığınız oyların tamamı o ittifakın hanesine yansıyordu. Bu seçim için en önemli detay; ittifakı oluşturan partilerden birine attığınız oyların, eğer o parti vekil çıkaramayacaksa tamamen boşa gitmesidir. Burada iki yönlü bir “boşa gitme” durumu var:
  • Milletvekili çıkarmayan oylar, ne partiye, ne de ittifak hanesine yazılmış olacak.
  • Buradan çıkan en önemli sonuç; bir ittifaka dahil olup, kendi logosuyla seçime girmek isteyen partilerin oyları “yok hükmünde” olabileceğinden bu partiler gayri iradi olarak kendi ittifaklarının truva atlarına da dönüşebilecekler.
  • Oyların boşa gitmesi seçime girecek her 3 ittifak için de geçerli olacak; ancak nispeten oy potansiyeli küçük olan ittifaklarda seçime parti logosuyla girilmesi çok daha zarar verici olacaktır.
  • Bir diğer önemli detay, bizzat seçmenin kendisi olacaktır. 14 Mayıs seçiminin sonucunu, diğer seçimlerde olmadığı kadar seçmenin ne kadar bilinçli olduğu belirleyecektir.
  • Hem Cumhur, hem Millet, hem de Emek ve Özgürlük ittifakı içerisinde ilginç liste taktiklerinin geliştirilmesi kaçınılmaz olacaktır.
  • Her seçim bölgesinde ayrı ayrı uzlaşmalar ve çatışmalar olacaktır. İttifak çatısı altındaki bir parti her seçim bölgesinde kendi logosuyla seçime girmiş olsa da, bazı seçim bölgelerinde o partiye oy atılmaması ve bu durumun da seçmen tarafından bilinmesi gerekecektir. Yani bir seçim bölgesinde listeler tek bir parti çatısı altında oluşmuşsa, ittifakı oluşturan diğer partilere oy atılmaması gerekecektir.
  • Yukarıdaki duruma örnek vermek gerekirse; Millet İttifakı bileşenlerinden, CHP ve İyi parti’nin her ilde kendi logolarıyla seçime girecek olmalarına rağmen 10, 15 ilde ortak liste kararı alabilirler. Böyle bir taktik uygulanacaksa ortak liste ister CHP, ister İyi Parti çatısında olsun, tek bir partiye ait olması gerekir. Eğer Millet İttifakı varsayalım ki Isparta’da İyi Parti adı altında ortak listeyle seçime girme kararı aldıysa; ittifak seçmeni Isparta’lı bir vatandaş, İyi Parti haricindeki Millet İttifakı’nın diğer bileşenlerini tercih ettiğinde oyunun çöpe gideceği konusunda bilgi sahibi olmalıdır.

14 Mayıs’ı normal bir seçimden ziyade mühendisliğe dönüştüren diğer bir önemli konu, milletvekili dağılımının ittifaklara değil partilerin aldığı oylara göre hesaplanmasıdır. Son düzenlemeyle bir anlamda ittifaklar boşa çıkartılmış oldu. Şu sorulabilir; “ittifaklar işlevsiz hale geldiyse neden devam ettiriliyor?”. Bu sorunun tek bir yanıtı var; ittifak çatısı altında seçime giren partiler (itifakın toplam oyu %7’ye ulaşırsa) baraj sorununu aşmış olurlar. Basit bir örnekle ittifak meselesine bakarsak; 2018 seçimlerinde milletvekili dağılımı ittifaklara göre yapılırdı. Diyelim ki A ilinde oyların ittifaklara dağılımı; Cumhur %40, Millet %40, Emek ve Özgürlük %20 olsun. Eğer A ili 10 milletvekili çıkarıyorsa, ittifak oylarına göre milletvekili dağılımı 4, 4, 2 olacaktır. Birinci aşamada ittifakların hanesine 4, 4, 2 vekil yazılır, ikinci aşamada ittifakların içinde yer alan partilerin aldığı oylara göre vekil dağılımı yapılırdı. Yeni sistemde ittifak oylarına değil, sadece partilerin aldığı oylara göre dağılım yapılacak. Bu hesapla ittifak içerisinde, milletvekili çıkarmak için yeterli olmayan oylar hem temsil edilmeyecek, hem de hesaba katılmayacak.

Milletvekilliklerinin ittifaka değil, doğrudan partilerin aldığı oylara göre dağıtılması ve baraj sorunun ortadan kalkması, deyim yerindeyse ittifak içindeki partilerin sessizce kazan kaldırmasına yol açtı. Bunun en önemli nedeni  %3’lük diğer bir barajın olması. %7’lik seçim barajının ittifak oylarıyla aşılması, özellikle küçük partilerin %3’lük hazine yardımı barajına odaklanmasına neden oldu. Bir partinin hazine yardımından faydalanabilmesi için %7’lik ülke barajını aşması gerekiyor. Dolayısıyla ittifak içinde %7’nin açılmasından farklı olarak, ikinci bir %7’lik baraj olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu örnekten gidersek; Deva, Gelecek, Saadet ve DP tek başına %7’yi aşamadığı müddetçe hazine yardımından faydalanamayacak; ancak Siyasi Partiler Yasasının küçük partilere yönelik istisna gibi bir düzenlemesi var. Buna göre genel seçime katılan bir parti, geçerli oyların %3’ünden fazlasını alırsa, oransal olarak daha az olsa da devlet yardımı almaya hak kazanıyor.

Siyasi Partiler Yasası 122’nci maddede düzenlenmiş olan %3’lük devlet yardımı şartı, bazı partilerin kurumsal olarak kendilerini sürdürebilmek için ittifakı bir anlamda %7 engelini geçmek için bir araç olarak görmelerine neden oluyor. Küçük partilerin gönlüne çelen %3 meselesinin, ittifaklar için bir tuzağa dönüşmesi güçlü bir olasılık olarak görülüyor. TİP lideri Erkan Baş’ın “Şırnak’ta aday çıkarmayıp YSP’yi destekleyeceğiz” demesinin arkasında da %3’lük baraja odaklanma durumu var. Burası tam bir bıçak sırtı. Eğer bir partinin öncelikli hedefi %3’ü aşmaksa, o zaman bütün seçim bölgelerindeki her oya ihtiyaç duyacaktır. Tam da bu noktada başka bir tuzak daha var: Diyelim ki bir parti ittifak içerisinde seçime katıldı ve %3 oyu sağladı. Aldığı %3’lük oyla hiçbir milletvekili çıkaramamışsa, bu oyların tamamı bir anlamda çöp olup, ittifak hanesine yazılmayacak ve boşa giden %3 oy ittifakın güçlü partilerinin daha az vekil çıkarmasına yol açacaktır. İlginç olan durum; temsil açısından tamamen işlevsiz hale gelecek bu oyların tamamı, devlet yardımı hesabında dikkate alınacaktır. Küçük partiler tam bir havuç, sopa ikileminde olduğu gibi %3’ü aşıp devlet yardıma ulaşmayı hedefledikçe içinde bulunduğu ittifakın da güç kaybetmesine yol açacak. 81 ilde seçimlere kendi logosuyla gireceğini açıklayan partiler için %7 şartına bağlı hazine yardımı veya %3 şartına bağlı devlet yardımından faydalanmak önemli bir motivasyon gibi duruyor. Diğer bir çeldirici husus da, alınacak devlet yardımının genel seçim yapılacak yıllarda 3 katına çıkması.

Hazine yardımının ne kadar çeldirici olduğuna rakamlar üzerinden. Bütçenin beşbinde 2’si siyasi partilere hazine yardımı olarak tahsis edilir. Türkiye’nin 2023 bütçesi 2,8 trilyon olarak belirlenmişti. Bu rakamın beşbinde 2’si 5,6 milyar TL yapar. Genel seçim yapılan yıllarda tahsis edilen tutar 3 katına çıkartılır. Dolayısıyla tahsis edilecek tutar 5,6*3=16,8 milyar lira olacaktır. 41 ilde seçime giren ve %3’lük barajı geçen partiler, sadece bu şartı sağladıkları için 168 milyon TL devlet yardımından faydalanmış olur.

%3 meslesi bir mazeret olarak ortada olmasına rağmen, 14 Mayıs seçimleri için bu mazaretin muhalefetteki her parti tarafından reddedilmesi gerekir. Çünkü bu seçim Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi Taliban ittifakına giden bir yola dönüştü. Bu nedenle küçük, büyük demeden bütün partiler için asıl öncelik 15 Mayıs’ı Afganistan sabahına dönüştürmemek olmalı.

Son bölümde Diyarbakır için bir 14 Mayıs simülasyonu yapalım;

Simülasyonu oluşturmadan önce Diyarbakır’ın 2018 genel seçim sonuçlarını hatırlayalım:

14 Mayıs 2023 seçimlerinde Diyarbakır’ın oy dağılımının aşağıdaki gibi olursa:

Barajlı d’hondt sistemine göre hesaplama yapılırsa YSP 10, AKP 1, CHP 1 vekil çıkarır. 2018 seçiminde partilere verilen oylar, içinde bulundukları ittifaka yazıldığından ve Millet İttifakının toplam oyu %20 olduğundan 2 vekil kazanırdı. Kendi içindeki dağılımda CHP1, İYİP 1 vekil kazanırdı. 14 Mart seçiminde bu hesap dikkate alınacağından Millet İttifakı muhtemelen CHP listesinden girecektir. İttifakın toplam %20 oyu CHP’de birleşirse, bu durumda CHP 3 vekil, YSP 8 vekil çıkartacaktır. TİP bölgede aday çıkarmayacağını beyan etti; ancak küçük oyların ne anlama geldiğini göstermek için Diyarbakır’da day gösterdiği ve %1 oy aldığını varsayalım. Yukarıdaki tabloya göre %1’lik oy bile YSP’ye 1 vekil kaybettirebilir. TİP’in aldığı oy YSP’ye yazılır ve %67’ye ulaşılırsa, CHP’de toplanan %20’ye rağmen alınan vekil 2’de kalırken, YSP’nin vekil sayısı 8’den 9’a yükselir. Bu simülasyonda dikkate alınması gereken diğer bir durum, Deva’nın bütün illerde kendi logosuyla girme kararı alması. Bu durumda Millet İttifakı tek liste çıkarsa bile Deva’nın olası %3 oyu listenin dışında kalacaktır.

Bütün bu seçeneklerin dikkate alınması, ortak liste çalışmaları, küçük partilerin yürüyüşünü bozan %3’lük baraja bağlı devlet yardımı, ittifak içindeki partilere verilen oyların ittifakta toplanmaması vs. gibi nedenler bu seçimi tam anlamıyla bir mühendislik işine dönüştürüyor. Bu nedenle her bir seçmenin sandık öncesi süreçler konusunda tam bilgi sahibi olması ve oyunu bozmak için oyunu bir mühendis titizliğiyle yönetmesi gerekecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Aslan Arşivi