DOLAR 8,3367
EURO 10,1335
ALTIN 498,98
BIST 1.451
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 30°C
Çok Bulutlu
Diyarbakır
30°C
Çok Bulutlu
Sal 33°C
Çar 34°C
Per 36°C
Cum 38°C

Sen Bugün Giderken…

15.07.2020
A+
A-

Sen bugün giderken, yaralarım o kadar açıldı ki, hiçbir hekim yaramı kapatamaz oldu. Açık yaralarıma senin yokluğun tuz ekiyor, acıttıkça yüreğimi, yüreğimden kan, gözümde yaş durmuyor.

Oysa ki sen gülerken yüreğimdeki yaralar kapanıyor, gülüşlerin yaralarımın hekimi, ilacı ve hayatımın baharı oluyordu.

Yılların yürek yorgunluğu, beden yorgunluğu ve acı veren tüm dikenler, gönlümde gonca bahçesini açıyor, geleceğe sevgi, umutla bakıyordu.

Sen gülerken, hayal kuruyordum hayata dair, hedefler koyuyor, planlar yapıyor, hiçbir zulüm, hiçbir zorluk ve hiçbir engel tanımıyor, direniyordum.

Sen gülerken, devletin bütün zulmüne, fişlemesine, onursuz, hayasız hayatı dayatmasına rağmen, boyun eğmemeyi, onursuzluğa karşı onurla, ölümüne mücadele etmeyi, eşit, hür ve kardeşçe yaşamayı isteme şiarından vazgeçmiyor, direncime direnç katıyordu gülüşlerin.

Dedim ya, hiçbir şey, gülüşün kadar güç vermiyordu.

Sen gülerken, düştüğümüz yerden yeniden kalkacak, seni en iyi hastanelerde tedavi edecektim, sen iyileşecektin.

Ben yeniden âşık olup evlenecektim. Senin yine torunların olacaktı.

Sen gülerken; yine seninle halay çekecek, hayata ve tüm dünya dertlerine meydan okuyacaktık.

Belki ilk kazandığım üniversiteyi okuyamadım ama kazandığım son üniversiteyi okuyacak, belki iyi bir hoca, belki iyi bir yazar ya da belki de iyi bir akademisyen olacaktım.

Sen gülerken, ne Temmuzun sıcağında buzdolabımız bozulacak, ne kışın zemheririnde üşüyecek, ne tüpümüz bitecek, ne de elektriğimiz kesilecekti. Senin takım dişlerini yapacak, sana en güzel fistanı alacak, seni bir gelin gibi süsleyecektim.

Sen gülerken, senin en çok hayal edip istediğin şeyi yapacak, Hacc’a gidecek, Allah’ın evini ziyaret edecek, sen deden Peygamber’in kabrini ziyaret edecektin.

Senin gülüşlerin, hayatımın gıdası, azmi, mücadele ruhu ve en önemlisi de hayatımın anlamıydı.

Hayatta kalmanın, yaşamın tek sebebiydi gülüşlerin.

Ama olmadı!

Sen gittin…

Gülüşlerin soldu…

Bedenin toprakla abdest alırken, ruhun sonsuzluğun tek gecesine yelken açtı.

Sen uçtun!

Benimse kanatlarım kırıldı.

Hayata dair tüm arzularım, hedeflerim, ideallerim kristal taneleri gibi tuz-buz oldu, un ufak oldu, tüm hayallerim küle dönüştü, ben yok oldum.

Bir daha kendi külümden bir Anka gibi ayağa kalkarak var olmayı istemedim.

Ben de seninle gelmek istedim. Ama onu da beceremeyip yüzüme-gözüme bulaştırdım.

Sen giderken o kadar tembel-miskin, beceriksiz oldum ki, evin tavanında örümcekler ağ kurmuş, pencereler tortul tutmuş, yerler toza-dumana karışmış, ben kaybolmuştum.

Sen yokken, ben yaşamıyordum, daha doğrusu yaşayan bir ölü gibiydim.

Seninle tek bir farkımız vardı; sen göklerde, ben yerlerde yok olmuştum.

Sen giderken, seninle birlikte tüm yaşam, istenç, ideal ve hayallerim de gitti.

Sen giderken ben çok değiştim.

Asi oldum, kavgacı oldum, alıngan oldum, umursamaz oldum, hayatla dalga geçtim, çünkü hayat sen dahil her şeyimi benden almıştı, ne olacaksa olsundu, ne ölüm, ne yaşam, umurumda bile değildi.

Sen giderken çok şey de gördüm.

Hani, yüreğine saplanan Kartal’a soruyorlar ya, “neden o kadar üzülüyorsun?” diye.

Kartal; “Ben yüreğime saplanan oka üzülmedim, okun ucunda gördüğüm kardeşimin tüyüne üzüldüm” diyor ya, ben de gördüm.

En yakınımdakinden en uzağına kadar, arkadan vurulmayı, puştluğu, ikiyüzlülüğü, ihaneti ve kancık kalleşliği de gördüm.

Hani hep diyordun ya, “erken ısınıyorsun, seviyorsun, inanıyorsun, eteğindeki her şeyini anlatıyorsun, sonra hep kazık yiyorsun ama yine de ar etmiyorsun” diye.

Sen yine haklı çıktın ve ben hiç değişmedim, hep hançer yedim.

Ama öldürmeyen darbeler hep güçlendirir derler ya, ben de ölmediğim sürece sorun yok.

Zaten bütün sorunlar da ancak senin yanına gelince çözülür.

Sen gideli kaç yıl oldu biliyor musun?

Bugün 11 Temmuz ve tam on bir yıl!

Dile kolay…

Yani tam On Bir Yıldır Annesizim, Anne!…

Ama gittiğinden beri her hafta, hatta bazen hafta da iki-üç kez rüyama geliyor, beni yalnız bırakmıyorsun ya, sen yine hep gel ve beni yalnız bırakma olur mu güzel ANNEM…

Acemice yaşamaya çalıştığım, ama başaramadığım hayatı sevemedim, hayat da beni. Hani hep diyordun ya, “Eğer öksüzlerin şansı olsaydı, annesiz-babasız büyümüzlerdi” diye.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

"Bu internet sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla diyarbakiryenigun.com sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir."