DOLAR 8,6602
EURO 10,3531
ALTIN 495,34
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 37°C
Sıcak
Diyarbakır
37°C
Sıcak
Çar 35°C
Per 36°C
Cum 38°C
Cts 38°C

Ramazan Yavuz Yazdı; ABD askerine ‘Pazubend’i anlatmak

Ramazan Yavuz Yazdı; ABD askerine ‘Pazubend’i anlatmak
11.06.2021
A+
A-

Mayıs 2003…

ABD’nin başını çektiği koalisyon güçleri Saddam Hüseyin rejimini devirmek için Irak’a askeri müdahaleyi başlattı ve ardından ülkeyi işgal etti. Habur Sınır Kapısı’ndan Irak’a gazetecilerin geçişi yasak olduğu için ben Mardin’in Nusaybin ilçesinin karşısında bulunan Suriye’nin Kamışlı ilçesine pasaportla geçiş yaptım. Buradan otobüsle Halep’e geçtim. Halep’te bir gece kaldıktan sonra yine otobüsle bu kez Şam’a oradan Ürdün’ün başkenti Amman’a gittim. (Tabii bu yolculuk sırasında neler yaşadım neler. Başka bir yazıda anlatırım) Neyse, Amman’da Hürriyet’in İngiltere muhabiri Faruk Zabcı ile buluştuk. Ürdün’de biraz takıldıktan sonra yine karayolu ile Bağdat’a geçtim. (Amman-Bağdat arasındaki karayolu tamamen çöl. O yoldaki gidişimiz de bir hayli ilginçti. Onu da sonra yazarım) Bağdat’taki savaş ortamını 2 gün falan takip ettikten sonra da yine karayolu ile Kerkük’e gittim.

Kerkük’teki gelişmeleri takip ediyorum. Cep telefonu falan yok. Varsa da şebeke olmadığı için zaten çekmiyor. Troya uydu telefonu var yanımda Onun konuşması da çok pahalı. Merkez kontür yüklüyor. Troya uydu telefonu üzerinden Laptop’ta internete bağlanıyor haber, fotoğraf ve görüntü geçiyorum. Tüm bunları tek başıma yapıyorum. Hem fotoğraf, hem video çekiyor, haberini yazıp bu kez montaj falan bir sürü şeyle uğraşarak saatlerce de geçmek için uğraşıyordum.

25 yıldan fazla, İran, Irak, Suriye’ye genelde tek başıma gidip geldim.

Neyse, Kerkük’teki gelişmeleri takip edip haberleştiriyorum. Kerkük Valiliğine Kürt olan Abdurrahman Mustafa getirilmiş. Onunla röportaj yapmak için Valilik binasına ilk kez gittim. Binayı ABD askerleri resmen ablukaya almış; etrafta kuş uçurtulmuyor.

Her tarafta kum çuvallarıyla barikatlar oluşturulmuş, valilik binasının önünde yüzlerce kişi var. Ellerinde kimlik kartlarıyla bir o kapıya bir bu kapıya gidip geliyorlar. En sonunda yan tarafta bir bölüme gönderiliyor ve orda sıraya giriyorlar.

Yüzlerce metrelik kuyruk var. Kadınların derdi yardım alabilmek.

Dertlerini anlatabilmek için yetkili arıyorlar ama savaş ortamı pek ilgilenen yok. Önce bu uzun kuyruklardan biraz görüntü ve fotoğraf çektim. Bazı ABD askerlerinin vatandaşlara o kibirli üstten bakışları beni çok rahatsız etti. Ancak bazısı da yardımcı olabilmek için çaba sarf ediyor ama dil bilmedikleri için etrafta İngilizce bilen birini arıyorlardı. Gerçi kapılarda bir iki tercüman vardı ama onlarda yetersiz kalıyordu.

Gizli belgeler olabilir!

Ben binanın etrafında biraz oyalandıktan sonra ana kapının önünde barikat kurmuş olan ABD askerlerinin yanına gittim. Fotoğraf makinası görünce onlarda gazeteci olduğumu anladı. El işaretiyle kimlik kartımı istediler. Sarı Basın kartını verdim. ABD askeri inceliyor sağına soluna bakıyor.

“Herhalde bu beni oyalıyor” diye düşündüm.

Bu kez DHA’nın tanıtım kartını çıkardım. Beyaz zemin üzerine Doğan grubuna ait olan basın kurumlarının logoları var. Tabii CNNTürk’ün de var. ABD askeri CNN logosunu görür görmez “Okey” dedi. Sonra önce çantamı aradı. Fotoğraf makinaları ve videoyu kontrol etti. Gazeteci yeleğimi çıkarttı. Güvenlik gerekçesiyle video ve fotoğraf makinasını bana verip yeri çekmemi istedi ve bakıp kontrol etti. Bu klasik bir önlemdi. Neyse bu kez üzerimi aramaya yöneldi. Tabanca veya herhangi bir kesici aleti yok. Tam eliyle “geç” diyecekken sağ pazuma gayri ihtiyari mi oldu bilmiyorum dokundu. Dokunur dokunmaz da gömleğimin kolunu yukarı çekip pazumdakini görmek istedi. Bende gömlek kolunu yukarı çektim. Baktı deri kaplı bir şey koluma sarılı.

İngilizce bir şeyler soruyor, kontrol ediyor. Dediklerinden bir anlam çıkarmaya çalışıyorum ama nafile.

Barikatın arkasındaki diğer askerlere bir şeyler anlatıyor. Onlar da el işaretiyle çıkarmamı istiyorlar; bakacaklarmış.

Yahu kolumdaki Pazubend.

Gel de anlat ne olduğunu, ne işe yaradığını bu deri parçasının, içindekinin.

Mesleğimden dolayı çatışma ortamlarında çok bulunduğum için yıllar önce bir yakınım tarafından yazılan muskayı hep üzerimde taşırdım. Çabuk yıpranmasın diye etrafını deriyle kaplayıp koluma takıyordum. Belki 15-20 yıldır bende duruyordu.

Asker resmen kafayı taktı pazubende.. İlla çıkaracağım, benim de inadım tuttu “yok diyorum”.. Çünkü çıkarıp versem parçalayacak. Derinin içindeki yazı kim bilir ne hale gelmiş!

Neyse İngilizce bilen Kürt bir memur geldi yanımıza. Durumu ona anlattım.

O da “Valla asker de şaşırmış. Kolundakinin ne olduğunu merak ediyor. İlla çıkarıp içinde ne var bakacak” dedi.

Dilim döndüğünce O’na izah ettim. Adam anlamıyor: Gizli belge, bilgi de olabilir” diyor.

“Yahu ne belgesi, ne bilgisi. Muskada bir iki dua var başka ne olacak. İzah et” dedim.

Kürt memur ABD askerine izah etmeye çalışıyor, o ise “bu deri parçasının içindeki kâğıtta yazılanlar onu nasıl koruyacakmış. Öyle şey olmaz. Başka bir şeyler var” diyor.

Çattık mı belaya!

Kürt memur binbir güçlükle ABD askerini ikna etti ve “Vallah bizde bir şey diyemiyoruz, hakimiyet onlarda. Fikrini değiştirmeden içeri gir” dedi.

Durur muyum; Hemen malzemeleri gelişi güzel çantaya koyup içeri daldım.

İçerisinin de dışardan farkı yoktu. Adeta ABD askerlerinin karargahına dönmüştü.

Diyarbakır’dan gittiğim için bana “Madem Diyarbakır’dan gelmişsin. İki kez hoş gelmişsin” diyen Kerkük Valisi Abdurrahman Mustafa, kapının önünde yaşadıklarımı anlatınca gülerek “Ne bilsin adam o deri parçasının içinde ne olduğunu. Kim bilir aklına neler gelmiştir. İyi ki bizim memur gelip ikna etmiş” dedi.

Bir saati aşkın süren röportajdan sonra bu kez valiliğin diğer çıkış kapısından çıkarak Erbil’e yol aldım.

Yaşadıklarım da savaş ortamında tatlı bir anı olarak kaldı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.