Diyarbakır Yenigün

Download Instagram Photos

Osman Ergün yazdı: Dil yarası

Osman Ergün yazdı: Dil yarası
Osman Ergun
Osman Ergun( oergun21@gmail.com )
1.273
21 Ekim 2019 - 9:00

Lal Laleş, edebiyatla yoğrulan hayatını Kürtçe’ye adamış biri. Bir de yayınevi var. Amaç kazanmak mı, elbet değil.

Amaç ana dili korumak olunca yayınevi bir araca dönüşmüş ve yayınlanan eserlerle Kürtçe yazan edebiyatçılara yol açmak gayesinde.
Ve Laleş, Sur üflemeleri başlığıyla biraz da yaşadığı ruh halini anlatabilmek adına bir yazı almış kaleme.

Sur’dan bahsetmeyeceğim sizlere, başka bir hikâye anlatacağım. Annem okuma yazma bilmez. Mardin Ovası’nda annem ve onun kuşağı için okuma yazma bilmemek Türkçe bilmemektir. Mektep kapısından geçmemek, tedrisat sıralarına oturmamaktır. Türkçe onlar için korkunun, emir yağdırmanın köye dağılan, dağıldıkça yankılanan bilcümle sesleridir. Çünkü annem Türkçe sesi ilkin köylerde devriye gezen, burnu havada onbaşılardan, yoksul halk çocukları erlerden duymuştur. Bilge Karasu ve Leylâ Erbil’in (Bilge Karasu ve Leylâ Erbil sembolik olarak Türkçe’nin eş başkanları olarak benim tarafımdan seçilmiştir; bu Türkçe’nin Çocuk ve Allah’ını unuttum anlamına gelmez) yazdığı dil nasıl olur da benim anneannemin, halalarımın, köyün çobanının, devletten icazet almamış imamının korktuğu dile dönüşür? Muktedirler, Leylâ Erbil ve Bilge Karasu okumuş olsaydı bunca utanca katlanır mıydı diye yıllardır kendime sorar dururum. Askeri cemseleri (askeri araçlara, özelikle jipe halk cemse derdi) gören her çocuk kaçacak delik arar, askerler köyü terk ettikten sonra ortalığa çıkıp arkadaşlarıyla oyunlarına kaldıkları yerden devam ederlerdi. Çocuk ve Allah yazılırken, belki de yazılmadan bir süre önce, köyün yaşlıları bilmedikleri bir dili konuşmaya zorlandılar. Türkçe bilmeyenler kendi anadillerini konuştuğu için sözcük başına para cezasına çarptırıldı. “Vatandaş Türkçe Konuş Çok Konuş” sloganıyla ketum konuşamaz hale getirildiler.Yedi yaşına gelinceye kadar Kürtçeden başka dil bilmeyen çocuklar, Cumhuriyet’in öğretmenleri tarafından hor görüldüler, dövüldüler hafiyeliğe zorlandılar. Çocuklar birbirlerine düşmanlaştırıldılar. Dimağları sakat bırakıldı. Koçerler (göçerler) Mezopotamya’nın o yüksek yaylalarına çıkmaları engellenerek, türkülerinden yoksun bırakıldılar; binlerce yıldır süre gelen konar göçer hayatlarından koparılıp kasabaların dar sınırlarına hapsedildiler…
Bir kere daha dağ dili dağlandı. Tespih tanesi gibi aileler dillerini yitirerek dört bir yana dağıldı. Kimisi Batıya Türkiye metropollerine göç etti, kimi alternatif metropol Amed’e sığındı. Köyler boşaltıldı. Sırtını medrese geleneğinde gelen ediplerin, şairlerin yazdığı klasiklere, kırsal bölgelerdeki sözlü kültüre dayayan Kürtçe, birer birer masallarını, efsanelerini, dengbêjlerini büyük kentlerin keşmekeş hayatında kaybetti. Kürtçenin söz dağarcığı büyük bir kıyıma uğradı. Kürtçenin bedeninde boşluklar açıldı. Nefessiz bırakıldı. Yoksullaştırıldı. Herkes bildiği kelimeleri unuttu, zihin ile dil arasındaki bağlar akamete uğradı. Kürtçe konuşmaya direnen, dilin varlığını sürdürmesi için çabalayan insanlar savaşın ağır trajik koşulları altında kendi dil evlerini kurmaya, kurdukları dil evlerinden hayata, insana, geleceğe dair cümleler kurmaya, endişe, korku ve bilcümle eziyetle devam etti. Güpegündüz sokak ortasında faili meçhul cinayetler, ensesine sıkılan gencecik fidanlar, kayıplar, sürgünler içinde kendilerine akacak edebi bir mecra düşüncelerini dillendirebilecekleri zeminler arayıp durdular. Her Kürt edebiyatçısının paltosundaki ürkek sözcükler onca acıya, kalbinin ağır aksak ritmine, tedirgin nefesine, çarpa çarpa durmuştur. Özgürlüğün semalarına kanat çırpmak için. Oto-sansür herkesin ölümcül hastalığı, kanaatimce yazarın en kederli hali pürmelalidir. Sürgüne gönül verenlerin serüveni beterin beteridir. Birçok kelam erbabı sürgünde cansız bedenleri, basılmamış nice eserleriyle her şeyden yoksun ruhlarıyla göçüp gitmiştir.
Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde…. dilim Sur içinde. Bu sözün önü var, arkası yok; gömleğimin yeni var yakası yok… Sur kan revan içinde…
Sabır da bir huydur, suyu var tası yok. Sur üflenmiş. De gel sabreyle sabreyle…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız. - - DİYARBAKIR WEB TASARIM İNSERT BİLİŞİM