DOLAR 7,8187
EURO 9,3602
ALTIN 449,54
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 14°C
Parçalı Bulutlu
Diyarbakır
14°C
Parçalı Bulutlu
Paz 16°C
Pts 15°C
Sal 14°C
Çar 15°C

Osman Ergün Yazdı: 40’lı yıllar: Diyarbakır

14.10.2019
A+
A-

 Osman ERGÜN

oergun21@gmail.com

 

Canip Yıldırım, Orhan Miroğlu’nun kaleme aldığı “Hevsel Bahçesinde bir Dut Ağacı” anılarını anlattığı kitapta, 1940’lı yılladaki Diyarbakır’ı şöyle anlatır:

Diyarbakır’ı …Bazen öyle olurdu ki, fırına verecek paramız olmazdı. Evde hamur yapılırdı, mayalanırdı, sonra da bu hamur fırına götürülürdü. Babam memur olmasına rağmen parası olmazdı, fırıncıya bir ekmek bırakılırdı bunun karşılığı olarak. Beylerin durumu bu olunca, fakir fukarayı düşünün. Papur vergisi [yol vergisi, stabilize edilmiş yola Kürtler papur derlerdi], eğlam vergisi [küçük baş hayvan vergisi] … Bizimkiler iyi kötü veriyorlar da, asıl yüklü vergi köylülerden alınıyordu. Fakat köylü bu vergiyi veremiyordu. Zazalar keçi besliyorlardı. Dağlarda vergi memurunun geldiğini gördüler mi, ordaki halk birbirine dağdan dağa “ver game ver” diye bağırırlardı, game gelmek demek ver kurt demek. Yani devleti bir kurt gibi telakki ediyordu halk. Bu hâlâ Diyarbakır’da söylenir. Devletin bekası yine çıktı karşımıza. Devlet ne yapsın, devletin bekası lazım, devlet yıkılırsa felaket… Nasrettin hocanın hikâyesi gibi. Bir kazada kadılık yapıyor ya. iki kişi geliyor Nasrettin hocaya, biri şikâyetim var hoca diyor: bu adam bana zulüm ve haksızlık etti, diyor, Nasrettin Hoca anlat diyor, adam anlatıyor, Nasrettin Hoca diyor ki haklısın. Davacıdan sonra davalıyı dinliyor, ona da diyor ki valla sen de haklısın. Hocanın karısı kapıdan görünüyor, diyor ki hoca bu ne biçim karardır, hoca ona dönüyor, diyor ki: valla hanım sen de haklısın. Yani bu bir trajedi…

İkinci Dünya Savaşı bitmiş, aç bir Avrupa ve terk edilmiş bir Türkiye. Rusya’nın baskısı var, İngiltere, Fransa müttefik, biz ortada kalmışız. Bazen Almanlara sempati gösteriyoruz, bazen İngiltere’ye. Türkiye’yi de bunlar ciddiye almıyorlar. Avrupa’yı beslemek lazım, Bunun için ne yapmak lazım, Türkiye’de ziraati canlandırmak lazım. Marshall planı devreye girdi. Yollar yapıldı. Bütün bu yollar, İkinci Dünya Harbi’nden sonra yapıldı. Buğday pazarında beş kuruş etmeyen buğdayın ölçeği bir liraya çıktı, amcam dedi ki “lord olduk!” Marshall planından sonra Türkiye’de değişmeler başladı. Köylü geldi Diyarbakır, Bağlarda yeni bir dünya! kuruldu. Orası hep bağdı, bağların içinde de köşkler…

Yenişehir yok ortada. Metrekaresi iki kuruştan kimse arsa almıyor. Yani Marshall Planı Türkiye’de uyanmayı getirdi. “Güneş batar Kürt yatar” düşüncesi yavaş yavaş ortadan kalktı. Çok ucuza alınan tarla, beş sene sonra kıymetlendi, çoğu insan zengin oldu, iş adamı oldu. Bir kısmı çekçekçilik yaptı, bir kısmı hamallık yaptı, bahçelerde çalıştılar, köy zihniyeti yavaş yavaş ortadan kalktı. Şehir bir problemdir, şehir burjuvanın geliştiği bir ortamdır. Devletin istediği bu değildi, köylü köyde kalsın, şehre gelmesin istiyordu; çünkü bu büyük bir problemdir, başımıza iş açar, işçi sınıfı teşekkül eder. Fevzi Çakmak bunun tipik bir savunucusudur. Kars, Ardahan, Erzurum, Erzincan, o yörelerde hiçbir kalkınma yapılmamıştır. Ruslardan korkulmuştur, o yüzden yol bile yapılmamıştır, Ruslar o yollardan rahatlıkla gelmesin diye. İtalyanlar kısa yoldan Ankara’yı kuşatmasınlar diye, Antalya’nın bütün sahili hepsi bataklıktı, bu bataklıklara yol yapılmadı. Edirne’ye ben sürgüne gittiğim zaman harabe bir şehirdi. Ki gittiğim yıl 1964-65.

Cemilpaşazadeler, Kâmuran İnan’ın ailesi, Urfa’nın beyleri hepsi aftan yararlandılar.Döndüler memleketlerine, Edip Altunakar, doktor Fuat’ın yeğeni Turgut Altunç, Şeyh Sait Efendi’nin kardeşi, ŞeyhMehdi’nin çocukları, Nejat Cemiloğlu, Felat Cemiloğlu.

Medeni olacağız ya, Rusya bize posta attı biliyorsun; boğazlardan üs istedi, Rusya ile ezeli ve ebedi bir düşmanlığımız var, biz bütün gücümüzle İngiltere’ye, Amerika’ya, Fransa’ya omuz veriyoruz, İşte bu yıllarda geri getirildi sürgün çoçukları.

… Sonra devletin yoğun propagandası var. Çileleri hiç bitmiyordu bu ailelerin. Mesela Edip Altunakar’ın babası Şeyh Sıddık Diyarbakır’da mahkeme ediliyor, beraat ediyor.

İkinci Dünya Savaşı yılları, ’39-40, beraat ediyor ve mahkemede diyor ki; bana bu yaptığınızın hesabını size Ankara’da soracağım.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
2 Şubat 2019
16 Mayıs 2019
19 Nisan 2019
2 Temmuz 2019
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

"Bu internet sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla diyarbakiryenigun.com sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir."