DOLAR 8,8002
EURO 10,4816
ALTIN 505,02
BIST 1.399
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 39°C
Sıcak
Diyarbakır
39°C
Sıcak
Sal 37°C
Çar 36°C
Per 37°C
Cum 38°C

Mevlüt Mergen yazdı: Şiir ve Hasbihal

24.05.2021
A+
A-

ÖNCE ŞİİR:

Hasbihale geçmeden önce diyecek olursak; bu şehirde tükenmeye yüz tutan ömrümüz süresince yaşadıklarımızı “hatıra” olarak gönül defterimize şiirsel bir kalemle yazdık, gün geldi onları o defterden çıkardık ve şiir olarak sizlerle paylaşmaya karar verdik, o günleri yaşayan herkesin hissiyatına tercüman olmak, yeni jenerasyona da o günleri anlatmak niyetiyle deriz ki:

 

O Akrep Korkulu Anlar İçinde

 

Bir seni özledim bir de eyvanı,

Geçmişte gördüğüm günler içinde.

Kalbimde sakladım tüm hatıranı,

En güzel son oldun “göçmen”  içinde..

 

Taşları eyvanın iki renktendi,

Süsleri çiçek ve kireçtendi

Meliste okurdu bir hoca’fendi,

Mübarek geceler günler içinde.

 

Köşede dururdu kulplu habene,

Hamravat sunardı seven sevene,

Hani “kara höbür” nerde “çedene?”

Biz tattık lezzeti bunlar içinde.

 

Keserdik karpuzu her sıcak mevsim,

Kavuna iltifat ederdik sankim,

Eyvana sererdik çok renkli cicim,

Rahatça uyurduk yünler içinde.

 

Küçede satardı naneyi “Alo”,

Türküyle karışık bağırırdı o,

Çermik sakızını “kör topal Seyfo”,

Satardı hamamlar hanlar içinde.

 

 

Eski alıp satan bir “moşe” vardı,

Torbası içinde boş şişe vardı,

Eyvanımızı geniş, küçemiz dardı,

“Kortik” oynardık kumlar içinde.

 

Eyvanın kenarı bir dizi saksı,

Severdik aluce, şeftali has’ı,

Güzelses silerdi kulaktan pası,

Sevgili olurduk canlar içinde.

 

Coşkuyla tutardık Dicle Yıldız’ı,

Renkler yeşil beyaz, sarı kırmızı,

Merhali, dingil hava, leylek havuzu,

Yüzerdik peştamal donlar içinde.

 

“Molla Halil” vardı Cami kebirde,

Saygıya dururduk görürsek nerde,

Teravih kılardık yazın içerde,

Yazları havuşta terler içinde.

 

“Hatun kastalıyla”  gavur meydanı,

Tarihe karıştı şehrin eyvanı,

Bir özel mühürdü şarkın çıbanı,

Amid’e sevdalı tenler içinde.

 

“Deli Ferho” dahi fala bakardı,

Anzele, Arbedaş suyun akardı,

Bir doktor hanımı çalım satardı,

Güzellik, zarafet şanlar içinde.

 

O günler bir daha geri gelir mi,

Acılar tatlıya dönebilir mi,

Bu zevk ve aşkla yaşanabilir mi,

Çok katlı siteler, evler içinde.

 

Bir küçük kilise, bir Meryem ana,

Süryani cemaat hayrandı ona,

Birlikte girince biz Ramazan’a,

Ermeni saygısı çanlar içinde.

 

İsterem şimdi burda olasın,

Kengerin tandını tekrar alasın,

Lebeni aşına kaşık çalasın,

O akrep korkulu anlar içinde.

 

Mevlüt Mergen Amidi/31.03.1989 – Diyarbekir

 

Not: Eyvan dergisinin 4. Sayısında Mayıs 1989’da bu şiir yayınlanmıştır

Şiirin yorumuna gelince; yaşanmış bir zamanı ve o zaman içinde yaşayanları anlatır,  kadim dost Yusuf Kenan Örücü bu şehirden göç edenlerin sanki sonuncusu olmuştu bu şiir ona ithafen yazılmıştır, o doktor hanımı ise Türkiye güzellik kraliçeliğini 3. olarak kazanmış bir hanımdır, o günün şartlarına göre gayet “dekolte” giyinirdi, bugünkü hanımlara baktığımızda onun ne kadar “kapalı” kıyafetle  dolaştığını görürüz.

 

***

SONRA HASBİHAL

“Yenigün” sanki yeni bir günün başlangıcı oldu, bizim için, oysa 2005’ten bu yana yerel gazetelerde okurlarımızın karşısına çıkmadığımız “gün” olmadı, “beğenilmek” teşvik oldu bizim için, sözümüz yanlış anlaşılmasın bizim “beğenilecek” bir yanımız yok, ancak Diyarbekir çok beğenilen, çok sevilen bir şehir biz de onu kalemimize doladık ya, bu sebepten “Sevdam Diyarbekir” dedik ya,  bu sebepten beğenildik.

Beğenilmekte nefsimize pay biçmedik, çünkü profesyonel değil ruhumuz “amatördür ”heyecan ve beğeni amatörlüktedir, siz bakmayın profesyonellerin dünyasına, onlar para için atarlar adımlarını, para için “goool” dedirtirler  taraftarlarına,  para için yazarlar günlük yazılarını, para için imzalarlar kitaplarını, misalleri çoğaltmak mümkün ancak gereksiz çünkü “meramımız” anlaşılsın yeter.

“Emekli” maaşımızla geçinmek durumunda olmamıza rağmen, kitaplarımızdan hiç dünyalık beklemedik, çoğunu “hediye” olarak imzaladık, “kiracısı” olduğumuz şu dünyadan öte aleme bir gün taşınacağımızın inancı içinde “güzel bir isim bırakmak” niyetiyle yazdık, yazarken de yazdığımız gazetenin patronunun borusunu öttürmek için değil Diyarbekir’in borusunu öttürmek için yazdık, yani kalemimizin özgürlüğünü hep koruduk.

“Bugün şu konuyu yaz” diye “talimat” almadık, “şu siyasi partiye destek ver” dedirtmedik kendimize, dünyaya ve onun nadide bir parçası olan Diyarbekir’e kendi penceremizden baktık, “dervişin fikri neyse zikri de odur” derler ya biz derviş olmasak da kendi fikrimizi zikrimiz şeklinde yansıttık gördüklerimize, herkesin gördüğünü görmek zorunda olmadığımız için bu mana da da “özgür” kaldık.

Böylesi bir “hasletimiz” olduğu için yazdıklarımızı hangi yerel gazeteye gönderdi isek yayınlandığını gördük, tıpkı geçen hafta “yeni gün” gazetesine gönderdiğimiz şiirimizin yayınlandığını gördüğümüz gibi, dünyada ebedi kalacağımız  “garanti” olmadığı için değiştirdik bazı zamanlarda yazdığımız gazeteleri, denecektir “sabit kadem” olmak kötümüdür, aksine çok iyidir, neylersiniz ki “sabit kalem” olduğumuzdan olsa gerek serde “duygusallık” vardır, kırılmak vardır, üzülmek vardır, en ufak bir söz, bir hareket, hatta bir ima bile yeterli oluyor imzamızın “ceride” değiştirmesine.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.