Tarık Othan Yazdı-Su şehri; Diyarbakır’ın “Yüz Suyu” Hamravat

Diyarbakır’ın “Yüz Suyu” Hamravat

Diyarbakır’ın, şehre kanallarla taşınan en eski içme suyudur Hamravat. Şehrin 14 km. uzağındaki bazalt su kaynaklı Karacadağ’dan doğarak yeraltından akar ve Gözeli köyünde ortaya çıkar. Şehre 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle, Vali Bali Paşa tarafından getirilmiştir. Suyun taşındığı kanalları taşımak için, Mimar Sinan’ın kalfası Kastamonulu Kasım Çelebi tarafından, yirmi yedi ayaklı bir su kemeri inşa edilmiştir. 20. yüzyılın ortalarına kadar kullanılan bu kemerler, zamanla tahrip olup yıkılmışlardır.

Buraya bir not düşelim; Geçtiğimiz yıl Ekim ayı sonunda surdaki restorasyon çalışmaları sırasında burçların zemin katlarının ortaya çıkarılması ve drenaj sisteminin yapılması sırasında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Diyarbakır’ın su ihtiyacının karşılanması için 1543'te yaptırılan ve 1930 yılına kadar kullanılan bu su şebekesi ortaya çıkarıldı. Zeminden yaklaşık üç metre derinlikte bulunan 50 metre uzunluğundaki şebeke, bir ana hat ve üç tali hattan oluşuyordu. Diyarbakır'a gelen ilk Osmanlı padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman, kentte yaşayanların talebi üzerine su şebekesini yaptırdı. Su şebekesi, kent merkezinin 14 kilometre uzağındaki Gözeli mevkiindeki Hamravat kaynağından çıkan suyu, Sur içerisindeki camilere, hanlara, hamamlara ve evlere dağıtımında kullanıldı.

Hamravat suyunun en önemli özelliklerinden birisi sertliğinin hafif olmasıdır. Eski zamanda kimyasal analiz yapma imkânı olmadığından, suyun kokusu ve tadı, tadım yoluyla tanımlanırdı. Diyarbakır’ı 1655-56 yıllarında gezen Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde şehrin suyunun ve havasının güzelliğini över. Gördüğü birçok şeyle birlikte “Diyarbakır’ın mâ-i rûyı (yüzsuyu)” diye betimlediği Hamravat suyundan da bahseder: “Eski bilginler, bu Hamravat suyu içine pamuk koyup sonra yine tartmışlar. İstanbul’da Eski Saray kapısı önündeki biricik çeşme suyundan ıslanıp kuruyan pamuk ile bu Diyarbekir Hamravat suyunun pamukları beraber tartılmış. Bu kadar hafif sudur. Eğer pamuğu ağır olsa, acı olup faydasızlığına delalet ederdi.” diyerek, Hamravat suyunu, hafifliğin temsili pamukla mukayese eder ve ne kadar hafif içimli bir su olduğunu anlatır. Bu yüzdendir ki, Hamravat suyu Osmanlı döneminde çok değerli görülür ve “şifa kaynağı âb-ı hayat” adıyla saraya götürülürdü.

Hamravat suyunu taşıyan kanallar, Dağkapı’dan başlayıp suya en çok ihtiyaç duyulan Ulu Cami ve çarşılara kadar varır, aynı zamanda İbrahim Bey Mahallesi’nin de su ihtiyacını giderirdi. Basri Konyar, 1937 yılına ait bir anlatımında şöyle der: “Hemen her evin avlusunda çok temiz ve çok saf bir su olan Hamravat suyu akar. Bu avlular geniş havuzlar ve türlü çiçeklerle süslüdür.” Buna göre Hamravat suyunun birçok evde kullanıldığı ve avlulu evlerde bitkilerin sulamasına da yettiği anlaşılır.

Yarın: Şifalı Su: Anzele

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tarık Othan Arşivi