Diyarbakır Yenigün

Kürtlere Yüz Yıllık Medya Ambargosu

Kürtlere Yüz Yıllık Medya Ambargosu
Cüneyt Alphan
Cüneyt Alphan( calphan@diyarbakir.com )
28 Haziran 2020 - 15:41

Günlerdir görsel ve yazınsal medyada, medyanın HDP’ye yönelik uyguladığı ambargo konuşuluyor ve haklı olarak ambargonun hedefine Ak Parti iktidarı oturtuluyor.

Ancak Kürtlere yönelik uygulanan ambargonun tarihi tam 100 yüz yıldır!

İngiliz parlamentosunun bir üyesi olan Allan Clark ölmeden önce gazetecileri, “özel hayatlarında sefil ve başarısız, kariyerleri sallantıda olan, alkol ve uyuşturucuya bağımlılıklarından muzdarip insanlar olarak” tanımlamış.

Bugün Türk medyasına hâkim olan bu “sefillik”, Cumhuriyet tarihinden bu yana devam eden bir sefilliktir.

Türk medyası hiçbir zaman objektif, tarafsız, bağımsız olmamış, gazeteciliğin etik, ahlaki ve vicdani değerlerine de sahip olmamıştır. Birçok yayın kuruluşu AB, ABD ve İsrail tarafından beslenmiş ve onların çıkarları uğruna yayın politikasını sürdürmüştür.

John Tirman, “Dünyayı Sömüren Amerika” adlı kitabında bunu çok detaylı anlatmaktadır. “Sadece ABD, Orta Doğu’da kendi politikasını egemen kılmak için Ortadoğu’daki devletlerin medyasına yılda 25-30 milyar dolar para aktarmaktadır” diyor.

Bu nedenle maalesef ülkemizde namuslu gazeteci-yazarlar bu çarkın içine alınmamış, egemen devlet tarafından açlığa, sürgüne, ölüme ve zindana mahkum edilmişlerdir.

Egemen emperyalist devletlerin isteği ve içeride destekledikleri hükümetlerin eliyle tam yüz yıldır Kürtlere, her alanda olduğu gibi medya alanında da ambargo uygulanmış, başta Türklerin ve tüm dünya kamuoyunun gerçekleri görmesini engellemeye kalkmışlardır.

Bu engelleme çoğu zaman kanla lekelenmiş kâğıtlarla yapılmış, Türklerin ve Kürtlerin kanı bu sayfalara sıçratılmıştır.

ABD eski Dışişleri Bakanı Collin Powel’in şu meşhur sözünü kulağa küpe etmek lazım: “ABD’nin istemediği hiçbir hükümet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başında duramaz”

1925’de Şeyh Said isyanının neden ve sonuçları şeffaf ve adil bir şekilde Türk medyası tarafından Türk toplumuna aktarılmamıştır. Yazılan Türk Siyasal tarihinde, yaşananların kirli ve ayıplı bölümleri ayıklanıp, efsaneye dayanan hamasi, karartılarak ve parlatılarak yazılan şanlı (!) bir tarih, 12 Eylül cuntasının anlı-şanlı (!) profesörlerin eliyle yazdırılmıştır.

Bu yalan-dolanlarla dolu tarihe, Türk toplumu inandırılmıştır.

İsyan sırasında idam edilen 20 bin insanla birlikte toplam 70 bin insan katledilmiştir. Ancak bunu Türk tarihinin hiçbir yerinde göremezsiniz. Tarihte yaşananları yabancı tarihçilerden ve bölgede yaşayan insanlardan öğreniyoruz.

O günün Türk medyasına baktığımızda, “İsyancı Şeyh Said ve kırk iki arkadaşıyla birlikte asılarak idam edilmiştir” diye manşetleri görüyoruz.

Dersim İsyanında 13 bin insan öldürülmesini Türk Siyasal tarihinde ve Türk medyasında göremezsiniz.

Yine o günün medyasının attığı manşetlerde, “İsyancı Seyyit Rıza, oğlu ve arkadaşları asılarak idam edildi” diye yazılıyor. Katledilen 13 bin insana dair tek bir satır bulamazsınız.

Hakeza Ağrı İsyanı, Koçgiri ve diğer tüm isyanlarla ilgili tek bir satır göremezsiniz Türk medyasında.

Gel gelelim 1984’te PKK’nın ilk saldırısından şimdiye kadarki döneme, Türk medyası, hiçbir zaman bölgede yaşananların gerçeğini yansıtmamış, olayları tamamen çarpıtarak, Türk kamuoyunu aldatarak yaşananları aktarmıştır.

Ne yakılan binlerce köy, ne zorla göç ettirilen milyonlarca insan, ne insanlık dışı işkenceler, ne insan dışkısı yedirmeler ve ne de faili belli cinayetlere kurban edilen 17 bin 500 insanın dramını görmemiştir medyamız.

Bununla birlikte aslında Kürtlerin de Türk olduğu tezi yüz yıldır Türk toplumuna enjekte edilmiş, Türk toplumu buna inanmış, karşısında kendine Kürdüm diyen milyonları görünce de afallamıştır.

Burada bir parantez açarak ben PKK’yı bir isyancı hareket olarak görmüyorum. 12 Eylül’de ekonomik açıdan maliyeti yüksek olur diye gerçekleştirilmeyen projenin, 1984’de, derin devlet ve gladyonun eliyle gerçekleştirilen bir proje olduğunu düşünüyorum. Bu projenin figürü olarak da MİT elemanı Abdullah Öcalan, eşi ve yine MİT elemanı olan Kesire Öcalan’dır.

-Ki nitekim Öcalan’ın kayınbabasına sormuşlar, “Neden kızını Öcalan’a verdin?”

Kayınbabası, “Ben kızımı Öcalan’a vermedim, devlete verdim” demiştir.

Ülkenin Batı’sında yaşayan Türklerin ezici çoğunluğu, Kürtlerin hain, terörist, bölücü ve yıkıcı olduğuna inandırılmıştır.

Ve bütün bunlar yüz yıldır Kürtlere ambargo uygulayan medyanın eliyle yapılmıştır.

İspanya’da savaşa ve felaketlere rastlamayıp sıkılan muhabir; çektiği telgrafta “Her şey sessiz; burada hiç problem yok, savaş olmayacak. Dönmek istiyorum” deyince Yayımcı bu telgrafa karşın cevap olarak; “Lütfen orada kal. Sen bana resimleri ver, ben sana savaşı vereceğim” demiştir.

Yine Hollywood filmin patronu, senariste; “Sen şiirsel düzyazıları ver, ben de sana savaşı vereyim” demiştir.

Dolaysıyla bugün sanki yeniymiş gibi, medyada tartışılan ve içi boş hamasete dayalı tartışmaların benim açımdan hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Bugün özellikle Hükümete yakın medyanın durumunu bu tespit özetlemektedir.

Ian Hargreaves; “Haber, bir yerlerde, birilerinin basılmasını istemediği bir şeydir. Geri kalanının tamamı reklamdır.”

Sonuç olarak Gazeteci; Claud Cocburn, “Resmi olarak yalanlamadıkça asla hiçbir şeye inanmayın” dediği gibi bugün, varmış gibi olan ama tamamen reklam, manipülasyon ve algıya dayanan medyanın haberlerine asla inanmam.

 

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız. - - Diyarbakır Web Tasarım