Diyarbakır Yenigün

Kemer sıkacağız

Kemer sıkacağız
Osman Ergun
Osman Ergun( oergun21@gmail.com )
30 Mart 2019 - 8:00

Hayat pahalılığı yaşam şartlarını olumsuz etkiliyor. Genel seçimlerde de yerel seçim arifesinde de durum artarak ve kendisini daha fazla hissettirerek devam ediyor.
Ekonomik krizin başladığı 2018’in ikinci yarısından şimdiye değişen tek şey; 2019’un bu krizin tüm etkilerini tüm ağırlığıyla gösterdiği bir yıl olması.
Peki, bu krizin sebebi ne?
Bazı çevreler krizin nedeninin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş, hukuk devletinden uzaklaşmayı ekonomik krizin temel nedeni sayarken, krizi ‘yanlış ekonomi politikalarına’ bağlayanlar da var. Buna göre krizin temel nedeni olarak IMF programından sapılması olarak gösteren ekonomi çevreleri, “2002-2008 arasındaki Ak Parti ‘başarısı’, esasında o dönemde uygulanan IMF programı sayesinde gerçekleşmiştir. Sonrasında yaşanan sorunların nedeni, siyasi iradenin IMF programını uygulamaktan vazgeçmesi. Bu durumda, çözüm de yeni bir IMF programı ile gelecektir” diyor.

Üçüncü bir yaklaşım ise krizin uluslararası ilişkilerdeki sorunlardan kaynaklandığı yönünde. Buna göre krizin ekonomik ya da siyasi kökeni yok, yaşanan sorunların kökeni dışarıda, Türkiye’ye yapılan ekonomik bir saldırının sonucu olarak ekonomik zorluklar yaşanıyor.

Her üç görüşte bakış açılarına göre akla yatkın gelebiliyor.
Ekonomist Doç. Dr. Ümit Akçay’a göre, “Bu açıklama biçimleri yaşadığımız sürecin bazı yönlerine ışık tutsalar da bütünü açıklama kabiliyetinden yoksunlar. Sorun, birikim modeli krizinden kaynaklanıyor. Birikim modeli krizi bağlamında, somut işleyiş açısından Türkiye ekonomisinin krizi, döviz-faiz kıskacı tarafından şekillendiriliyor. Bunun temel nedeni, nominal faizlerin düşüş eğiliminde olmasına rağmen TL’nin değerli kalabildiği 2002-2013 arası küresel konjonktürün sona eriyor olması. 2013 sonrasında Türkiye ekonomisi üç kere stagflasyonist bir krizin eşiğine geldi. İlk ikisinde farklı nedenlerle bu darboğazlar aşılabildi, ancak bu sefer önceliklerden farklı.”
Öncekilerden farkı ne peki?
2018 Eylül ayında Yeni Ekonomik Program’ın ilan edilmesi, faiz artışı ve ABD ile olan gerilimin azaltılması sayesinde TL nispi olarak değer kazansa da dövizdeki yükseliş kısa sürede enflasyon üzerinde de ciddi bir etki yarattı. Enflasyondaki bu yükseliş, özellikle üretici-tüketici fiyatları arasındaki farkın halen çok yüksek olması, döviz krizinin etkilerinin fazlasıyla sürdüğünü gösteriyor.
Yüksek faiz artışları, konut satışlarında sert düşüşe ve otomotiv sektöründeki daralmaya kadar etki etti.
Tabi bu olumsuzluklar reel sektörü de olumsuz etkiledi.
Bu hengamenin içinde akaryakıt, elektrik ve doğalgazdaki artış hem üreticiyi hem de vatandaşı olumsuz yönde etkiliyor.
Yaklaşan seçimlerin de endişesiyle etkiyi azaltmaya çalışan hükümetin asgari ücrette 400 TL’lik artışa gitmesi de sorunu çözmedi.
Peki, çözüm ne?
Yerel seçimlere kilitlenen siyasetin bu konuda bir çözümü yok. En azından bu yönde kayda değer bir söylem olmaması bunun göstergesi. Son olarak açıklanan veriler bunu gösteriyor.
İş yine başa düşüyor anlaşılan. Yani vatandaşa!
Zaten sıkılmış olan kemerleri, daha da sıkacağız.
Yani zayıflayacağız. Daha az yiyip, daha az içeceğiz.
Çocuğumuzu servisten alacağız, doğalgazı, klimayı daha az kullanacağız, arabamız varsa gerek olmadığı sürece kullanmayacak, giyimden tutunda yaşamımızın her alanında önceliklerimizden feragat edeceğiz…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız. - - Diyarbakır Web Tasarım