DOLAR 7,4294
EURO 8,9820
ALTIN 412,55
BIST 1.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 16°C
Az Bulutlu
Diyarbakır
16°C
Az Bulutlu
Paz 16°C
Pts 13°C
Sal 15°C
Çar 10°C

Kayıp yakınları 12 yaşındaki Ümit Taş’ın akıbetini sordu

Kayıp yakınları 12 yaşındaki Ümit Taş’ın akıbetini sordu
06.02.2021
A+
A-

1993 yılında Kulp’ta gözaltında kaybedilen 12 yaşındaki Ümit Taş’ın akıbetini soran kayıp yakınları, Alaca Köyü Katliam davasına dikkat çekti.

 

YENİGÜN HABER – İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle sürdükleri eylemin 626’ncısını, yayınladıkları video ile online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca köyünden 25 Eylül 1993’te ilçe merkezine geldiği sırada polis arama noktasında 11 kişi ile birlikte gözaltına alınıp kendisinden bir daha haber alınamayan 12 yaşındaki Ümit Taş’ın hikayesine yer verildi. Taş’ın öyküsünü, İHD Diyarbakır Şubesi Kayıp komisyonu üyesi Fırat Akdeniz anlattı. HDP eski Milletvekili Osman Baydemir ve İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Bataray Saman ise Taş için yürütülen hukuki mücadeleyi anlattı.

OPERASYON BÖLGESİNDE GÖRÜLDÜ

Taş’ın polis tarafından gözaltına alınıp bir hafta boyunca bekletildiği Kulp İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde tutulduğunu anımsatan Akdeniz, her akşam akrabaları tarafından Taş’a yemek götürüldüğünü belirterek, “Akrabaları en son emniyete gittiklerinde ise polisler onlara ‘Ümit’i bıraktıklarını’ söyledi” dedi. Taş ile birlikte gözaltına alınıp bırakılanların beyanlarını aktaran Akdeniz, tanıkların “Ümit ile birlikte yaklaşık 1 hafta boyunca Kulp emniyetinde gözaltında tutulduk. Daha sonra Kulp Komando Taburuna getirildik. Orada 2 gün gözaltında kaldıktan sonra bir kısmımızı serbest bıraktılar, Ümit ve diğerlerini ise Kulp-Muş sınırında yer alan Şenyayla bölgesindeki operasyon alanına götürdüler” dediğini hatırlattı. Operasyon bölgesindeki yurttaşların aktarımına da yer veren Akdeniz, köylülerin elleri bağlı bir şekilde ve askerlerin eşlik ettiği yaklaşık 15 kişiyle birlikte Taş’ın bölgeye getirildiğini gördüklerini söyledi.

Taş’ın akıbetine ilişkin ağabeyi Mehmet Ali ve babası Kemal Taş tarafından Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunulduğunu, ancak herhangi bir sonuç alınamadığını aktaran Akdeniz, bunun üzerine baba Taş’ın İHD Diyarbakır Şubesi’ne gelerek, oğlu için kayıp başvurusunda bulunduğunu ifade etti.

EŞYALAR ATK EMANETİNDE KAYBOLDU

1994 yılında Av. Osman Baydemir’in Taş ile birlikte gözaltında kaybedilen 11 kişi ile ilgili davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdığını kaydeden Akdeniz,  gözaltında yaşam hakkı ihlali tespiti yapan AİHM’in 2001 yılında başvuruyu karara bağlayarak, ailelere tazminat ödenmesine hükmettiğini ifade etti.

2004 yılında Kulp ilçesi Alaca köyünde bir çoban derede insan kemiklerine rastladığını belirten Akdeniz, haberin yayılması üzerine kayıp yakınlarının bölgeye gittiğini söyleyerek, şöyle devam etti: “Orada kemiklerin yanında bir takım eşyalar da bulunur. Kayıp yakınları bu eşyaların kendi yakınlarına ait olduğunu tespit eder. Daha sonra kayıp yakınlarından DNA testi alınır ve kemikler ATK’ye gönderilir. Fakat sonrasında kemikler ATK emanetinde kaybolur”

DAVA YARGITAY AŞAMASINDA

2013 yılının Ekim ayında Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde Kulp Alaca Köyü katliamı davasının açılmasına karar verildiğini belirten Akdeniz, “O dönem Kulp Şenyayla Operasyonu Bolu 2. Komando Tugayı ve başında bulunan Tuğgeneral Yavuz Ertürk tarafından icra ediliyordu. 19 Eylül 2018 tarihinde 18’inci duruşması yapılan Kulp Alaca Köyü Katliamı davasında, mahkeme operasyonu yöneten Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında ‘yeterli ve ikna edici delil bulunmadığından sanığın beraatine’ karar verir. Bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu 9 Aralık 2020 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından reddedilir. Dava şu an Yargıtay aşamasındadır” şeklinde konuştu.

‘TAKİP EDİLMEMESİ İÇİN ANKARA’YA GÖNDERİLDİ’

Türkiye’deki “cezasızlık politikası”na dikkat çeken İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Bataray Saman da “İHD Hukuk Komisyonu, ilk olay olduktan ve tüm iç hukuk yolarını tükettikten sonra AİHM’e başvurduk. Dosyalar savcılığın tozlu raflarında zaman aşımının dolmasına terk edildi. Ama girişimlerimiz sonucunda 20 yılının dolmasına birkaç gün kala Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Yavuz Ertürk hakkında bir iddianame düzenledi. Diyarbakır ağır ceza mahkemesi, sanığın hiç ifadesini almadan, her hangi bir risk ve tehdit söz konusu olmamasına rağmen dosyanın güvenlik nedeni ile Ankara’ya taşınması kararı verdi” dedi.

Dosyanın Ankara’ya gönderilmesinin sebebinin dosyanın takip edilmesinin engellenmesi için olduğunu belirten Saman, “Buna rağmen tüm duruşmaları ve dosyayı takip ettik; ama maalesef cezasızlık politikasının bir süreci olarak bu dosyada beraat kararı verildi” ifadelerini kullandı.

‘SELAHATTİN DEMİRTAŞ VE BERABERİNDEKİ İHD HEYETİ KEMİKLERİ SAVCILIĞA GÖTÜRDÜ’

Dosyada çok önemli delilerin var olduğunu ve dosyanın Türkiye’deki toplu mezar tarihine ilişkin önemli olduğunu kaydeden Saman, “Kulp Alaca toplu mezarına ilişkin TBMM’nin de önemli bir inceleme raporu var, raporda toplu mezarlara ilişkin önemli tespitler söz konusu. Yani toplu mezarlar konusunda devletin ve yargı makamların yaklaşımı konusunda da çok önemli bir dosyadır. Çünkü aileler orada yakınlarına ilişkin kemik ve özel eşyalar gördükten sonra Kulp Savcılığı’na ısrarla başvurmalarına rağmen savcıyı oraya götüremediler. En son çare olarak o dönem İHD Başkanlığını yürüten Selahattin Demirtaş ve beraberindeki İHD heyeti, gidip tüm kemikleri ve orda bulunan delileri toplayı savcılığa götürdüler” diye konuştu.

‘KEMİKLER ADLİ EMANETTE KAYBOLDU’

Hem kemikleri ailelerin toplamak zorunda kalması, hem herhangi bir olay yeri incelemesi yapılmamış olması hem de sonrasında yaşanan Adli Tıp sürecinin Türkiye’deki toplu mezarlara ilişkin önemli veriler verdiğini kaydeden Saman,“11 köylünün kemikleri adli tıp incelemesinden sonrasında bırakıldığı adli emanette kaybolması Türkiye tarihine geçen ayrı bir olay, buna ilişkin de dosya devam ediyor” dedi.

‘İNSANLAR GÖZALTINDA KAYBEDİLİYORDU’

90 yılların insan hakları için en karanlık yıllar olduğunu dile getiren HDP eski milletvekili avukat Osman Baydemir ise “Köyler yakılıyordu, insanlara işkence ediliyordu ve güpegündüz sokak ortasında insanlar öldürülüyordu. İnsanlar devlet güçleri tarafından gözaltına alınıyordu ve bir daha kendilerinden haber alınamıyordu. İnsanlar gözaltında kayıp ediliyordu” diye konuştu.

‘GÜN GELECEK HER ŞEY ORTAYA ÇIKACAK’

İHD’nin gözaltına alındıktan sonra kaybedilenlerin izini sürmeye başladığını belirten Baydemir, “Bunun bir örneği de 1993 yılında Kulp’un bir köyünde 11 köylü devlet güçleri tarafından gözaltına alındı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı. Tüm yargılamalarda ortaya çıktı ki, 11 köylü devlet güçleri tarafından ve askeri komutanların sorumluluğumdan gözaltına alındılar ve infaz edildiler. Devlet tazminata mahkûm oldu. Maalesef devlet, hiçbir zaman kendisiyle yüzleşmedi. Bir kez daha söylüyorum, belki bugüne kadar kaybedilenlerin hesabı sorulmadı, ancak inanın ki hakikat bir gün illa ortaya çıkıyor. İnsan haklarının ihlallerinin sorumluları, gün gelecek yargılanacaklar. Gün gelecek her şey ortaya çıkacak” ifadesinde bulundu.  (Haber Merkezi)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

"Bu internet sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla diyarbakiryenigun.com sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir."