DOLAR 8,4754
EURO 10,0604
ALTIN 493,49
BIST 1.414
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 41°C
Sıcak
Diyarbakır
41°C
Sıcak
Per 41°C
Cum 41°C
Cts 40°C
Paz 39°C

Mevlüt Mergen Yazdı: Diyarbekir…

11.05.2021
A+
A-

Diyarbekir sevdalısı “Mevlüt Mergen Amidi” şiirleriyle bundan böyle Yenigün okurlarıyla buluşuyor…

 

Bütün güzellikleri ve özellikleri bağrında yaşatan şehir…Buna rağmen bize göre “yitik şehir” çünkü, yüzme bilmeyen bir insan misali tarihin derin sularında kaybolmuş şehir diyebiliriz, çünkü sahiplenilmemiş, güzellikleri ve özellikleri sadece övülmüş, onları yaşatmak gelecek nesillere aktarmak istenilmemiş,  merhum Av. Şevket Beysanoğlu bu şehrin o derin sularda boğulmaması için ömrünü bu şehrin kültürüne, tarihine adamış.

O’nun gibi birkaç kişiyi daha sayabiliriz, ancak yeterli olmamış bu kişilerin gayetleri, biz bu şehirde doğmuşuz, yaşamışız, ancak içinde yaşadığı halde sudan haberi olmayan balık misali öylece geçirmişiz yıllarımızı, oysa 1953 yılında girmişiz bu şehrin basın camiasının içine, uzun zaman mutfağında çalışmışız, ne zamanki uyanmışız “gaflet” uykusundan işte o zaman “eyvah” demiş ve “ne yapabiliriz” kaygısı sarmışyüreğimizi.

2005 yılında başlamışız günlük yazılarımızı yazmaya, “Yeni Yurt” gazetesi bizi bilir, bizde 1953’ten itibaren onu ve sahibi merhum “Yaşar Evirgen’i biliriz, bir zamanlar İstanbul Bab-ı Ali’deki yazarlar merak ederlermiş acaba bugün Diyarbekir’de Süleyman Nazif ne yazmış diye, işte böyle bir şehirde “ gazete” sayısı çoğalmış, sadece “haber” ve resmi ilan önemsenmiş, oysa gazeteler yayınlandıkları şehrin tarihini kültürünü bilmek ve bildirmek durumunda olması gerekirken deyim yerindeyse “köşelerde” sanki birkaç tane “imza” okunmaya başlanmış, işte biz o birkaç tane imzanın yanında yer almak adına sarılmışız kendimizce “yetersiz” gördüğümüz kalemimize, “yazmalıyız” demişiz de ne yazmalıyız işte bu soru cevap isteyen bir soru olmuş ve “yazacaksak Diyarbekir’i yazmalıyız” şeklinde cevabını bulmuş oldu.

Tam on altı yıldır kalemimiz “tatil” yapmadı, hep yazdı hastalandı yine yazdı, kısa süreli yolculuklara çıktı hep yazdı, sadece son beş altı ay gibi bir zaman dilimi içinde yazamadı, çünkü “ameliyatı zorunlu kılacak” derecede “hastalandı”

16 yıl süresince bu şehirde yayın yapan birçok gazetede imzamız çıktı, şu anda “Öz Diyarbakır Gazetesi’nde “söz gelişi” başlığı altında çıkıyor yazılarımız.

Ömrümüz el verdiği sürece de sürecek, çünkü kararsızlık hoş değil,Anadolu’da bizim gibi yazarlar yazdıklarından “para” kazanamazlar, hatta yazdıkları gazete onları sigortalı yapmamışsa “sarı basın kartı” bile alamazlar, nitekim bizim 16 yıllık yazı hayatımıza rağmen sarı basın kartımız olmadı, olacağını da sanmıyoruz.

 

BU ŞEHİR

Sahabenin kanıyla sulanan toprağı var,

İlmiyle, irfanıyla, altın gibi çağı var.

 

Alimlerle edipler, şairlerin beldesi,

Surlar, yatır, mescitler, tarihin tül perdesi.

 

Merkez olmuş kültüre medeniyete ocak,

Medhi sığmaz kitaba yazıldı, yazılacak.

 

Anlı-şanlı tarihi ciltlere sığmaz iken,

Şu son asrın ihmali, gülü olmayan diken.

 

Koca kent talan oldu, tarihi kültürüyle,

Güzellik yalan oldu, çirkinlikler sürüyle.

 

Çok geç hatırlar olduk, giden eski zamanı,

Ne yitirdik, ne bulduk, soruların yamanı?

 

Öz insanı gidince, sağdan soldan gelindi,

Kültür yıkıldı önce ve bedenler delindi.

 

Balyoz, kazma ve kürek, yıkımın hep üçlüsü,

Sorar kanayan yürek, kimdir bunun suçlusu?

 

Sahtelikler gerçeğin yerine geldi kondu,

Muhammedi güllerin bahçesi gece kondu.

 

“Mazgananın” yerine “aportman” dikiverdik,

Güzelim eyvanlara nasılda kıyıverdik?

 

Yazık, günah demedik, ha bire kazma vurduk,

Üzülüp gam yemedik, bir hazine savurduk.

 

Buzdolabını gördük, “habeneyi” fırlattık,

Yün minderden inince sünger yatakta yattık.

 

Antika eşyaları topladı eskiciler,

Anılarda gizlendi, buğday ambarı kiler.

 

Eskiden “ocak” idi şimdinin “barbekisi”,

“Yayla çorbası” değil Amid’in “lebenisi”.

 

Bir an geldi horladık güzelim “arbedaş’ı”,

Anzele mescidine yok ki sorulsun yaşı?

 

Sur’da patlayan topu, Ramazan’lar unuttu,

Yeni nesil orucu radyo dinleyip tuttu.

 

Delilo halayları kot pantlonla oynadık,

Bitki yağlı pilavda lezzeti bulamadık.

 

Tek tek veda eyledik, havuş, eyvan çardağa,

Bu şehri terk eyledik yol aradık kaçmağa.

 

Sığındık arkasına basit bahanelerin,

Geç düştük arkasına kaybolan senelerin.

 

Giden de,gitmeyen de, hep gurbeti yaşadı,

Gönül her “yeni gün”de anıları okşadı!..

Diyarbekir, 08.05.1996

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.