Umutlarımız felç oluyor

0
159
Nurullah ERGÜN
Nurullah ERGÜN nurullah@diyarbakir.com

Çözüm Süreci’nin henüz dillendirildiği 2013 yılının 11 Şubat günü Cilvegözü Sınır Kapısında bombalı araçla yapılan saldırıda 14 kişi yaşamını yitirdi. Sürecin 21 Mart Nevrozu ile temellerinin atıldığı aynı yılın 11 Mayıs günü ise o güne kadar ki Türkiye tarihinin en büyük saldırısı Hatay Reyhanlı’da gerçekleştirildi. 52 kişi yaşamını yitirdi, onlarca kişi de yaralandı.
2011’in Mart ayında Suriye’de başlayan iç savaşın geldiği noktayı ve değişen dengelerin işareti olan bu saldırılarda; Türkiye’nin en büyük şansı ağır-aksak da olsa yürüyen çözüm süreciydi.

Ne olduğunu tam kavramadan, 7 Haziran’da kabul görmeyen seçim 1 Kasım’ı dayadı kapımıza…
Tamam, oldu derken, zaten yürümeyen çözüm süreci, Suriye’deki gelişmelerle değişen stratejik hedefleri de içine katarak çatışmaları kaldığı yerden daha kanlı olarak kapımıza dayadı. Yüzlerce kayıpla hendekler geldi geçti içimizden. Kulaklarımız kentin bir noktasında uzunca bir süre alıştı patlama seslerine, ölüm haberlerine…

İnsana ait olan her şey birbirine karıştı…
Akıl, vicdan, merhamet, öfke, şiddet, ölüme evrildi…
Sonra sivilleri de içine katan bombalı saldırılar…
Her yeni kayıpta, geçmişte yaşananların travması canlandı içimizde.
Geçmişimizdeki acılarla yüzleşememişken, yeni acıları çekiyoruz sinemize ve 1,5 yıl gibi kısa bir süre içinde, yeni acılar katlanarak artıyor!
“Bu topraklarda hiçbir zaman gerçekten barış ve huzur hakim olmadı ki; belki çatışmalar dönemsel olarak azaldı, bazen de durdu ancak şiddet hiçbir zaman eksik olmadı hayatımızdan.
Yaşamım boyunca bizati şahit olduğum insan ölümleri hep oldu.
Ensesinden tek kurşunla vurulanı da gördüm, satırla bağırsağına kadar parçalananı da…

Kanın insan vücudundan dışarıya nasıl fırladığını da gördüm, saçlarından çekilen cesedin yerde bıraktığı kan izini de…
Ağladığım da oldu, günlerce yatamadığım da.
Toplum olarak acının her türlüsünü ya yaşadık, ya da şahit olduk…
Bu benim bireysel psikolojim, ya toplumun nasıl?
Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği’nden Pınar Önen, yaşananların toplumda yarattığı psikolojiyi şöyle özetlemiş:
Cumhuriyet tarihi boyunca birikmiş çok büyük bir duygusal enerji var. Öfkeler, acılar, korkular… Farklı gelişmelerle yükselen, azalan umutlar. Sırtımızda o tarihi yükle de bugünlere bakıyoruz. Her yeni kayıpta, geçmişte verilmiş on binlerce kaybın travması da canlanıyor kayıp yakınlarında. Geçmişimizdeki acılarla yüzleşebildiğimiz günlerin geldiğini düşünürken, sadece bir kaç yıl gibi kısa bir süre içinde, yeni kocaman acılar eklendi.

‘Tenhadan kaçıyorum saldırıya uğrayabilirim, kalabalıklardan kaçıyorum bombalanabilirim’ Bu cümle çok güzel ifade ediyor bence, evlerden başka bir yerde kendimizi güvende hissetmiyoruz… Çocuklarımızı artık, barışçıl değerlerle değil, ‘intikam, idam’ gibi militer değerlerle büyütüyoruz. Sürekli kayıp üstüne kayıp yaşıyoruz. Bir yası tutamadan, yeni bir yas geliyor. Gelecekle ilgili çok kaygılıyız, geleceğimiz var mı onu bile bilemiyoruz. Her bomba, konuşabilme, barışçıl yöntemlerle sorunları çözebilme umutlarımıza saldırıdır ve her bomba bizim umutlarımızı, iyimserliğimizi, kontrol duygumuzu felç ediyor. Değersizlik duygusu çok sık bahsedilen duygulardan biri. Bırakın eğitim gibi temel haklarımızdan, yaşama hakkımız yokken kendimizi nasıl değerli ve özel hissedebiliriz”
Üzerine ne koyabiliriz? Çok şey…
Ama olmuyor, dinleyen yok çünkü…

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here