Sosyal Medya Günlüğü

0
4
RAMAZAN KARATAŞ
12 Eylül'de Diyarbakır Askeri Cezaevinde geçen traji-komik bir tek tip elbise vakası... 12 Eylül’de Diyarbakır Askeri Cezaevinde tek tip elbise giyildiği dönem… Olayın geçtiği koğuştaki mahkûmların tek tip elbiseleri yıpranmıştır. Bir mahkûm, pantolonları diz altında keserek, kısaltmıştır. Cezaevi yönetimini şikâyeti üzerine mahkûmlar hakkında ‘devlet malına zarar vermek’ suçundan dava açılır. Pantolonları kesen mahkûm hâkim karşısına çıkar ve ‘Devlet malına zarar değil bilakis kardır. Bunları bu şekilde keserek, yazın da giyebildik. Öyle olmasaydı bize yeni elbiseler vermek zorunda kalacaktı devlet’ diye savunma yapar. Bunu üzerine mahkeme beraat kararı verir.

Ramazan KARATAŞ

rkaratasyenigun@gmail.com

Ciğer kebabı kimin?

Ciğer kebabı Şanlıurfa’nın mı, yoksa Diyarbakır’ın mı? Bu tartışmayı bir süre önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba başlattı.

Fakıbaba, “Ciğerin en güzel yapıldığı yer Şanlıurfa’nın ta kendisidir. Bu çarşıda ciğer yiyeceksiniz. Başvuru yapıldı. İnşallah ciğerin patentini alacağız” dedi.

Bakan öyle diye dursun Diyarbakırlılar ne diyor peki?

Diyarbakır Kasaplar ve Besiciler Odası Başkanı Hacı Atlı, Diyarbakır ciğerinin lezzetini kuzu ciğeriyle yapılıyor olmasına bağlıyor:

Diyarbakır ciğerinin lezzeti kuzu ciğerindendir. Burada dana ciğeri tüketilmez, Urfa ciğeri ise dana ciğeri ile yapılır. Diyarbakır’daki dana ciğeri dışarıya satılır ve bunun yüzde ellisi Urfa’ya gider. Şanlıurfa ciğeri ufak ufak doğranırken, Diyarbakır’ın daha iri doğranır. Urfa kebabında isot, Diyarbakır ciğerinde kırmızı pul biber kullanılır.

Her ikisinin de kendine has bir tadı var ama Diyarbakır ciğer kebabı neredeyse şehrin kimliği ile özdeşleşmiş durumda.

Torpil nasıl yapılır?

Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen’dir. Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır. Bakanın gür sesi: “Giriniz!” Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar. Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu: “Bay Abidin Özmen, Milli Eğitim Bakanı…” Abidin Özmen zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur: “Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın…” Bu, Atatürk’ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan Özmen, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir: “Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün ismini yazdırarak bana getiriniz.” der. Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin Özmen de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey’le Atatürk’e yollar. Mektubun içeriği şöyledir:

“Muhterem Mustafa Kemal Atatürk, Yaver Bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti’ nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğunda emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ek’te takdim ediyorum…”

Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek: “Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı.” diyerek olayı anlatmış. İnönü, Bakan adına özür dilemiş. Atatürk: “Yok! demiş özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse…

 

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here