HAYTAP: Kötü bir yasa değil

0
64
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik içeren yasa tasarısı Başbakanlığa gönderildi. Kanunda değişikliği içeren yasa tasarısına hayvan hakları savunucuları ve hayvan hakları derneklerinin tepkisi merak edilirken, yasa tasarısını Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Yönetim Kurulu üyesi Sevgi Ekmekçiler’e sorduk. Yasa tasarısının henüz meclise sevk edilmediğini ve yasanın baştan sona kötü bir yasa olmadığını vurgulayan Ekmekçiler, Yasada bütün hayvanlara mikro çip takılması durumunun olduğunu ve hayvanlara eziyet edenlerin adli ceza almasına yönelik hükümlerin bulunduğunu söyledi. Yasanın tek olumsuz tarafının, Parklara, okul alanlarına, hastanelere ve camiinin olduğu alana hayvan bırakılamaz hükmü olduğuna dikkat çeken Ekmekçiler, bakanlık yetkililerinin söz konusu tartışmalı maddeyi değiştireceklerine yönelik kendilerine bilgi aktardığını da sözlerine ekledi

Mehmet Uğur ÇAKIL/Yenigün Özel
DİYARBAKIR- Hayvan Haklarını korumayı amaçlayan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişikliği içeren yasa tasarısı Başbakanlığa gönderildi. Hayvan Hakları savunucuları yunus parkları,sirk ve hayvanat bahçelerinin alanlarının daraltılmasını talep ederken, hayvanlara karşı işlenen suçların da Kabahatler Kanunu yerine Ceza Kanunu kapsamına alınması gerektiğinin altını çiziyor. “Barınakların , bakımevi olarak faaliyet göstermesi ve acilen ıslah edilmesi gerektiğini savunan HAYTAP, talep ve önerilerini de yetkili bakanlığa sundu.
“Yasaya olumlu yaklaşıyoruz”
Yasa tasarısında Hayvanlara eziyet edenlerin adli ceza almasına yönelik hükümlerin olduğuna dikkat çeken HAYTAP Yönetim Kurulu Üyesi Sevgi Ekmekçiler, yasanın son halinin Orman ve Su işleri Bakanlığı’nda beklediğini söyledi. Ekmekçiler, “Başbakanlığa gönderilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik içeren yasaya genel itibari ile olumlu yaklaşıyoruz. Bakanlık görüşmelerinde görüşülenler tutanak altına alınıyor. Yapılan görüşmelerde Sivil toplum kuruluşlarının ve hayvan haklarını koruyan derneklerin bulunduğunu söyleyebilirim. İki yıl önce bakanlık tarafından hazırlanan yasa tasarısı maalesef herkesin tepkisini çekti. Yasa tasarısına yönelik olarak ülkenin birçok ilinde protesto gösterileri ve Taksim yürüyüşü oldu. Ardından tasarı geri çekildi. Konu incelenmesi için Ayşenur Bahçekapılı’ya verildi. Ardından sivil toplum kuruluşları, hayvan hakları aktivistleri ve gönüllülerinin görüşleri alındı ve yasa son kez şekillendi. Yasanın son hali Orman ve Su işleri bakanlığında bekliyor. Yasa tasarısı henüz meclise sevk edilmedi. Yasa baştan sona kötü bir yasa değil. Yasada bütün hayvanlara mikro çip takılması durumu var. Hayvanlara eziyet edenerin adli ceza almasına yönelik hüküm var. Eskiden hayvana tecavüz eden 400 TL idari para cezası alıyordu ve bu durum sabıkana işlenmiyordu. Şu an böyle bir durum olduğunda olay sabıkaya işlenecek ve durum tekrar ederse söz konusu kişi hapis yatacak.” diye konuştu
“Sokak hayvanları deneylerde kullanılmayacak”
Sokak hayvanlarının deneylerde kullanılmasına yönelik bir yönergenin çıktığını, daha sonra bu yasanın geri çekilip iptal edildiğine vurgu yapan Ekmekçiler, “Hayvaların denek olarak kullanılması durumu yönerge olarak hazırlanmıştı. Hayvanların deney için kullnılmasına yönelik hayvanseverlerin yanlış anladığı bir durum var. Bir hayvanın deney hayvanı olarak kullanılabilmesi için hayvanın geçmişinin laboratuvar ortamında bilinmesi lazım. Mesela bir köpeği sokaktan alıp deney hayvanı olarak kullanamazsın. Çünkü hayvanın geçmişte geçirdiği hastalıkları ve hayvana ne tür aşılar yapıldığına yönelik bilgileri bilmiyorsun. Geçmişini bilmediğin hayvanın gelecekte sana hiçbir faydası olmaz. Sokak hayvanlarının deneylerde kullanılmasına yönelik bir yönerge çıkmıştı ama şu an yasa geri çekildi ve iptal edildi.” dedi
“Önemli olan uygulama yönetmeliğidir”
Yasa yönetmeliklerindeki ucu açık tanımlamaların karışıklığa sebep olduğunu söyleyen Ekmekçiler, Yasanın tek olumsuz tarafının; Parklara, okul alanlarına, hastanelere ve camiinin olduğu alanlara hayvan bırakılamaz hükmü olduğunun altını çizen Ekmekçiler, “Hayvanat bahçeleri ve sirklere bütün hayvan hakları savunucuları karşı. Bildiğiniz gibi kanunlarda belli başlı maddeleri yazarlar. Fakat burada önemli olan uygulama yönetmeliğidir. Eski kanunda da hayvanat bahçelerine yönelik kısıtlama vardı. Yönetmeliğin ucu o kadar açık ki karışıklığa sebep oluyor. Mesela maddede ‘hayvanın doğasına uygun’ diye bir cümle geçiyor. Burada doğasına uygun olan nedir. Bir kesinlik yok. Birinin bakış açısına göre uygun olan bir diğerine göre uygun olmayabilir. Yasadan sonra çıkacak yönetmeliklerle hayvanat bahçelerinin açılması ve ruhsat alması zorlaşacak. Yunus parklarının kapatılması da yeni yasada var. Yasanın tek olumsuz tarafı; Parklara,okul alanlarına,hastanelere ve camiinin olduğu alana hayvan bırakılamaz hükmü var. Etrafta camii ve okul olmayan doğru dürüst bir yer var mı.? Hayvanı hem aldığın yere bırakacaksın hem de bu mekanların olduğu yere bırakmayacaksın. Şu an bu madde tartışma konusu olarak öne çıkıyor. Bakanlık yetkilileri bu maddenin düzeltileceğini belirttiler. Henüz bunun aşamaları varken, bu konu tartışılırken sırf bu maddeden dolayı yasanın baştan sona kötü olduğunu söylemenin bir anlamının olduğunu düşünmüyorum. 10 yıldır bu maddenin geçmesi için mücadele ediliyor. Hayvanlara eziyet edenlerin adli olarak cezalandırılması, hayvanat bahçelerinin,petshopların ve yunus parklarının kapatılması için uğraşılırken tek bir madde için bütün çalışmaları geri çekmeye çalışmak yanlış bir tutum olur.” şeklinde konuştu
“Yasaya gelişme olarak bakıyoruz”
Yasada eksiklikler olmasına rağmen insanlarda farkındalığın oluştuğuna dikkat çeken Ekmekçiler, genel itibari ile yasaya olumlu baktıklarını dile getirdi. Ekmekçiler, “Biz tüm belediyelerin sokak hayvanları için aşılama ve kısırlaştırmaya yönelik rehabilitasyon merkezleri kurarak çalışmaları yürütmesini istiyoruz. Şu anki mevcut yasada zorunluluk yok. Bunun zorunlu hale getirilmesi petshoplardan hayvanlarının satışının yasaklanması,yunus parklarının ve hayvanat bahçelerinin ve sirklerin kapatılmasını talep ediyoruz. Hayvanlara zarar verenlerin adli ceza alması ve bunun hayvana eziyet edenin sabıkasına işlenmesini istiyoruz. Yasada tartışma konusu olan hayvanların toplumun yoğun yaşadığı bölgelerden uzak yerlere bırakılması durumunu genel müdürle yaptığımız görüşmede dile getirdik. Yetkililer bu maddenin tartışılacağını söyledi. Bizde buna karşıyız diye kendileri de ifade etti. Yasada eksiklikler var fakat yavaş yavaş insanlarda bir farkındalık oluştu. Bakanlığın ciddi adımlar attığını söyleyebilirim. Genel itibari ile yasaya olumlu bakıyoruz. Önceki dönemlerde belediyenin kalemlerinde hayvanların öldürülüp zehirlenmesi için bütçe vardı. O noktadan bu aşamaya geldik. Bu yasaya gelişme olarak bakıyoruz. Aşama aşama her şey ilerleyerek düzelir” şeklinde konuştu HAYTAP’ın talep ve önerileri ise şu şekilde;
“Kabahatler Kanunu yerine Ceza Kanunu kapsamına alınmalı“
5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, Kabahatler yasası kapsamındadır ve idari para cesasından başka yaptırım yoktur. Oysa ki hayvanlara karşı yapılan haksız eylermler, kabahat olarak görülmemeli, suç olarak kabul edilip uygun bir şekilde cezalandırılmalıdır. Hayvanlara karşı suç işleyenlerin sabıkasına bu suç işlenmelidir. Bunun için hayvanlara karşı yapılan her türlü kötü muamele il çevre müdürlüklerinin keseceği ceza makbuzlarına değil bilakis mahkemelerin yargı alanına girmesi gerekir. Bu uygulama tüm dünyada böyledir.
“Ev ve süs hayvanlarının, yurtdışından çıkışı ve yurda girişi sınırlandırılmalıdır”
Özellikle eski doğu bloku ülkelerinden kaçak eve süs hayvanî girişi ve kontrolsüz üretim çiftlikleri, internet üzerinden hayvanların eşleştirme yollarının açık olması ve herhangi bir denetime tabi olmaması son yıllarda korkunç bir şekilde artmıştır. Her ne kadar tarım bakanlığı, bizlere vermiş olduğu resmi yazısında, Türkiye’ye ithal evcil hayvan girmediğini belirtmiş olsa da; Türkiye’de petshoplardan günlük alınan hayvan sayısı yaklaşık 500 adet olmaktadır. Satın alınan bu hayvanların %60 ve %70’i sokağa atılmaktadır. Daha sonra bu hayvanların üremesi ile caddeler, barınaklar birkaç yıl içinde, 2 bin, 3 bin hayvana kucak açmak zorunda kalmaktadır. Sokak hayvanlarının sayısının, bu şekilde kaçak yolla ülkeye girişleri devam ettikçe, bu merkez ve petshoplarda denetimler arttırılmadıkça ve cezalar Kabahatler Kanunu kapsamına bırakılarak Ceza Kanunu kapsamına sokulmadıkça, ayrıca belediyeler ciddi kısırlaştırma politikası takip etmediği sürece, tek çözüm olarak, zehirleyerek ya da kuduz şüphesi bahanesi ihtilaf ederek azaltmak, uzun vadede mümkün değildir. Zaten bu çeşit çözümler bugüne kadar kullanılmış olup bu konuda hiçbir başarı sağlanamamıştır. 5199 sayılı yasa, hayvan ticaretini sıkı şekilde kontrol altına almalı ve ciddi yaptırımlar getirmelidir. Kontrol altına alınmayan ve insan sağlığını da tehdit eder boyuta ulaşan hayvan ithalat ve ihracat hareketlerinin tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bir an önce durdurulması, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi petshoplarda hayvan satışının kesinlikle yasaklanması, kaçak yoldan ülkeye hayvan sokan petshoplara ciddi cezalar verilmesi, hatta ruhsat iptaline kadar varacak cezalar getirilmesi gerekir. Aksi takdirde, sokak hayvanı sorunu, asla uygar yollardan çözülemeyeceği gibi hiçbir alternatif şekilde de çözülemeyecektir.
Toplu hayvan itlaflarının engellenmesi için 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve zabıtasının ilgili maddeleri kaldırılmalıdır
3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, hayvan itlafını, kanuni hale getirmektedir ve bu durum kanunun ruhu ile çelişmektedir. Bir yandan hayvanları koruma kanunu düzenlenmiş, diğer taraftan çok büyük bir istisna getirilerek, şüphe halinde dahi bir bölgedeki her türlü, tüm sağlam ve hastalıksız hayvanların topluca itlafının yolunu açmıştır. 5199 Sayılı Kanun’un hazırlanması sebebi; ”hayvanları korumak” olmaktan çıkmış, 3285 Sayılı Kanun ile üstü kapalı şüphe uğruna acımasız bir kıyıma dönüşmüştür. Devlet otoritesi kendi görevinin gereğini( aşılama, kısırlaştırma, kayıt altına alma vs) yerine getirmekte ikircikli davranmakta, ama bir şüphe durumu uydurarak tüm hayvanları bu yasaya sığın arak itlaf etmektedir. Bu nedenle 3285 sayılı kanunun 18,34 ve 36. maddeleri yeniden düzenlenmeli, ancak gerçekten kuduz ya da benzeri hastalığa tutulmuş ve kurtulması mümkün olmayan hayvanlar, üç kişiden oluşan Veteriner Hekim Heyet Raporu ile sabit olduktan sonra itlaf edilmelidir. 3285 sayılı yasa yerine yeni bir yasa çıkartılması planlanıyorsa, bu kökten yapı içinde bu maddeler modern çağdaş dünya düzenine göre ve hayvanların da korunacak şekilde yeniden kaleme alınmalıdır.
“Yasa, sahipli ve sahipsiz hayvan ayrımı yapmalıdır”
Mevcut hayvanları koruma yasasında; sahipli ve sahipsiz hayvan ayrımı yapılmıştır. Bu husus, yasanın en büyük zaafı hatta ayıbıdır. Yasa, hayvanlara ‘mal’olarak bakmaktadır. Sahipli hayvan, kötü muamele, işkenceye tabi olursa ”Mala zarar gelmesi nedeniyle” Türk Ceza Kanunu kapsamında md151/2 Madde kapsamında yargılanmaktan, o da zaten adli para cezasına çevirmektedir. Kaldı ki bu madde dahi, hayvanın mal olarak sahibinin zarar görmüş olmasından dolayı kaynaklanmakta, hayvanın can olmasından, işkenceye tabi olmasından dolayı kaynaklanmamaktadır. Kaynak Alman Medeni Kanunu md90/son fıkrasında dahi,hayvanlar eşya değildir diye fıkra eklenmiştir. Olası potansiyel suçluların psikolojik tedaviye alınması asıl olmalı, suçun insana yönelme ihtimali de ortadan kaldırılabilmelidir. Maalesef mevcut yasa, 21. Yy Türkiye’sine de bu yönüyle hitap etmemekte, kamu vicdanını rahatlatıcı sonuçlar alamamakta, topluma da zarar verecek bu kişilerin aramızda rahat bir şekilde aynı “kabahatleri” işleyerek yaşamlarına devam etmelerine yasa çerçevesinde yardım etmektedir.
“Yaptırımlar, ekonomik cezaya bağlanmıştır”
Türk hukuk sisteminde ceza yasaları; suçlar ve kabahatler olarak ikiye ayrılmıştır. Kabahatlerin yaptırımları, hafif ya da çok düşüktür, para cezalarına bağlanmıştır. caydırıcılıktan uzaktır. Hayvanları yakan, tecavüz eden, işkenceye uğratan, zehirleyen kişiye para cezası vermek, kamu vicdanına aykırı düşer. Toplumsal infial yaratan bir olayda, failin idari para cezası ile kurtulması “paran kadar hayvana işkence et” mantığına bizi götürür. Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanların mal ya da eş olarak bakmaktan vazgeçmeli, canlarına ve varlıklarına yapılan ihlallere karşı göz yummamalıdır. Yönetmelikte özellikle para cezalarının, en azından makul seviyede tutulması ve yapılacak yasa değişikliğinde, hürriyeti bağlayıcı cezalarında mail müeyyideler içinde yerini alması gerekmektedir.
“Barınaklar, bakımevi olarak faaliyet göstermeli ve acilen ıslah edilmelidir”
Çözüm olarak anadolunun merhametine karşı batının uyutma adı altındaki kapitalist sisteminin yaratmış olduğu zehir pazarlayıcılarına, distribütörlerine, para kazandırmak isteyen sistem dayatılmak istenmektedir. Merhamet ve şevkatten uzak, batının bu dayatmalarına karşı bakanlığımızın da bizim yanımızda olmasını beklemek en doğal hakkımızdır. Buraların ıslahı için maddi kaynak ile birlikte gönüllüler ile işbirliği yolu açılmalı ve buralar barınaktan, bakımevi rehabilitasyon merkezlerineçevrilmelidir. Gönüllü çalışmak isteyen dernekler, vakıflar, kişiler, rahatça kurallara girmeli, denetim yapan bilmeli, idari personel ve yasadaki il hayvan kurulu ile işbirliği içinde çalışmalarına izin verilmeli, bakım evindeki bu hayvanların her biri belediyemiz yerine kayıt edilmeli, gerektiğinde belediye veteriner işleri müdürlüklerinden sorgulanabilmelidir. Aksi taktirde, önceleri sokaklarda devam eden toplu kıyımlar, bu sefer resmi ortamlarda yani barınaklarda süre gelmeye devam edecektir
Hayvan hakları ve refahı ile ilgili tek yetkili bakanlık, Çevre Bakanlığı olmalıdır
Hayvanları Koruma Kanunu, kapsadığı alan itibari ile Çevre Bakanlığı’nın yanı sıra Tarım Bakanlığı’nı da ilgilendirmektedir. Tarım Bakanlığı’nın, bugüne kadar ki mevcut uygulama ve yaklaşımı, genelde insan merkezli olmuş, bakanlık, hayvan refahını ve korunmasını sağlamakdan uzak bir politika izlemiştir. Bu da, hayvanlar üzerine yetki sahibi iki ayrı bakanlığın uygulamalarında çatışmalar yaşamasına ve yetki kargaşasının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu nedenlerle, bu yasanın uygulanmasından, tek yetkili makam Çevre bakanlığı ve eğer yasa kabahatler kanunu kapsamından da çıkarsa Adalet Bakanlığı olmalıdır. Tarım bakanlığına yetki verilecek ise, yetkileri çok sınırlı sayıda tutulmalı ve yetki sınırları, Çevre Bakanlığı’na müdahale etmeyecek şekilde belirlenmeli, bürokratik engeller arasında iki bakanlığın özellikle taşla birimleri arasında yetki kargaşası ortadan kaldırılmalıdır. Belirttiğimiz üzere; yasanın temel sorunları, 7 ana başlık altında toplanmıştır. Bunların yanı sıra, yasanın her bir maddesi tek tek ele alınmış, yapılması gereken değişiklikler ve gerekçeleri üç önemli sivil toplum örgütü tarafından uzun bir sürede hazırlanmıştır. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, İstanbul Veteriner ve Hekimler odası ve Hayvan Hakları Federasyonu(HAYTAP) tarafından hazırlanan talep önerilerimiz için bakanlıkla bu yasanın değişmesi için her türlü işbirliğine hazır olduğumuzu tekrar ederiz.

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here