Hayatın acımasız yüzü

0
30
Mehmet Sebih ALTUN
Hayatın günümüzde ne kadar zor olduğu aşikâr. Buna paralel hayatın tüm yönleri bundan olumsuz yönde etkilenmeye devam etmektedir. Yaşam düzeyi yükseldikçe, huzur düzeyi aynı şekilde düşmekte ve hayatımıza mutsuzluk hakim olmaktadır. Günümüz sorunların tamamına yakını tatminsizlik ve medyatik şirin hayat tarzina özenme olarak göze çarpmaktadır. Bu durum huzursuzluk yaratmakta ve huzursuz bir topluma evrilme olarak nitelendirilmektedir

Mehmet Sebih Altun
msebihaltun@gmail.com
Hayatın günümüzde ne kadar zor olduğu aşikâr. Buna paralel hayatın tüm yönleri bundan olumsuz yönde etkilenmeye devam etmektedir. Yaşam düzeyi yükseldikçe, huzur düzeyi aynı şekilde düşmekte ve hayatımıza mutsuzluk hakim olmaktadır. Günümüz sorunların tamamına yakını tatminsizlik ve medyatik şirin hayat tarzina özenme olarak göze çarpmaktadır. Bu durum huzursuzluk yaratmakta ve huzursuz bir topluma evrilme olarak nitelendirilmektedir.
Hayatın acımasızlığı doğuştan yaşlılığa kadar insanın peşini bırakmamakta ve her günü farklı zorluklarla yaşamaya dayatmaktadır.
Çocukken istediğin bir şeye hiç bir zaman sahip olamama, gençken yapmak istediğini yapamama ya da kazanmak veya okumak istediğin bölümü okuyamama, bitirmiş olduğun okulu beğenmeme , mezun olduğun bölümden iş bulamama, toplumsal olaylar, düşünce evrimi , bakış açıları, görüş açıları, mahalle baskısı, çevresel faktörler, ailesel sorunlar, arkadaş ortamı ve daha bir çok faktör zamanla kişiliği etkilemekte ve buna bağlı olumsuzlukların bilinçaltını ele geçirmesi sonucu mutlu olmak iyice zorlaşmasına sebep olmaktadır.
Mülteci olmak;
Savaş ortamında kalan aile, kadın ve çocuklar korumasızlığın vermiş olduğu endişe ve korku hali ile her şeye razı olma ve teslim olma yoluna gitmektedir.
Hayatın acımasız yüzü kimi insanlara bilinmeyen bir yoldan yaşama koşmalarını ister. Geride ölüm, sağda ölüm, solda ölüm yaşamak için gitmeli düşüncesini hakim kılmaktadır. Bu yüzden binlerce mülteci doğduğu topraklardan bilinmeyen diyarlara sadece yaşamak için kaçıyorlar. Yanlarına ya ailesini ya da iki parça eşyasını alıp düşüyorlar yollara. Onların ne inançlarını taşıyan ne de kültürlerini bilen bir toplumda asalak gibi de olsa sadece yaşamayı başarmak için gidiyorlar. Onları ya yok sayacaklarını yada düşman olarak göreceklerini biliyorlar . Ama kendi topraklarında yakalayamadıkları yaşam şansını başka topraklarda arıyorlar.
Onların yaşam haklarını gözetmeyen bir dünya sistemi varken bu yolculuk kolay olur mu? Yolculuk çok çetin geçiyor. Bazen gemiler batar, bazen kazalar olur, bazen plastikten botlarla geçerken bot batar ve hayatlar başlamadan derin sularda kaybolur gider. Insanlik için ise sadece bir kaç dakikalık haber olur. Bir an için yürekler burkulur, üzüntü hali hakim olur düşüncelere ama bir kaç dakikayı geçmez. Sonra eğlenceli bir haber çıkar ve herşey unutulur gider.
Hayat Acımasızdır;
Ömrü boyunca çok çalışmış, kariyer yapmış, bu yüzden geç evlenip ancak tek çocuk sahibi olabilen bir anne baba düşünün. Genç yaşta kariyer yaparlar. Kırkından sonra evlenip çocuk sahibi olur ve yetmiş yaşına geldiklerinde halen çocuk okumaya devam eder. Işte o insanlar çocuklarını en iyi okullarda okutup yurtdışında doktora için gönderirken yaşlı ve kimsesiz kalmanın acısını tarif edemezsiniz. Tam ihtiyaç duydukları dönem de kimsesiz kalırlar. Zamanında bilmem ne başkanı, bilmem ne profesörü bilmem ne müdürü olmuş ne fayda. Banka da bilmem kaç trilyon parası var. Neye yarar.Artık hiç birisinin faydası yok.Geçmiş dönemin hiç bir ehemmiyeti de yok dolayısıyla. Işte gerçek bir hikayeden acımasız bir gerçek.
Yeni Nesil Acımasızlığı;
Anne ve babasını saymayan bir nesil yetişiyor. Ağzından küfür eksik olmayan bir nesil yetişiyor. Bilimden, ilimden, irfandan mucitlikten habersiz bir nesil yetişiyor. Acısı çok olacak.
Radyo ve Televizyonlar birer akıl hocası olmuş ne yapmak istedikleri belirsiz, abuk subuk gayriahlaki programlar yayınlıyorlar . 18 yaşında kadın erkek koca veya eş aramak için programlara çıkıyorlar. Bu kadar dizinin, evlilik programının olduğu bir ülke de gençlikten daha ne bekleniyordu ki?
Ey Hayat;
Savaşı kural yapana, haksızlığı meziyet yapana, adaletsizliği inanç sayana, kul hakkını kendi hakkı sananlara sen hakkıyla cevap ver.
Ve ey ben.
Bu gün sahip olduklarımız aslında hiç bir zaman bizim olmamıştır. Tek sahip olduğumuz şey ölmeden önce içinde bulunduğumuz hâldir. O içinde bulunduğumuz hayat ise bütün yaşamımızın özeti ve sonucudur.
Sevgi ile kalın.

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here