Diyarbakır Yenigün

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort
mersin escortkadikoy escortdiyarbakir escortescort diyarbakrkonulu porno

izmir escortataşehir escortümraniye escortkadıköy escortsikiş izlebrazzers izleporno izle

Devam et öğretmen!

Devam et öğretmen!
Kezban Özdemir
Kezban Özdemir( kezban.oz@hotmail.com )
655
07 Haziran 2019 - 7:15

Son yazımda sosyal etki ve sosyal uyma konusunun üç hafta süreceğinden bahsetmiştim. İnsan, sosyal bir varlık ve toplumun normları vardı hani. Peki “bizler bu normlara niçin uyarız? Nasıl uyarız?” Diye sormuştuk. Özdeşleşme ile uymayı anlatmıştım. Anahtar kelimeleri veriyorum; Zimbardo, hapishane, mahkûm rolü, gardiyan rolü… Hatırladınız mı? Bugün de madalyonun bir diğer yüzüne bakacağız beraberce.

Milgram, 1965 yılında “İtaat ve başkaldırma nasıl oluşur?” sorularına cevap aramaya başlar ve bir deney yapmaya karar verir. Hemen bir ilan hazırlatır; tanınmış bir üniversite, yalnızca bir saatlik bir çalışma, iyi bir ücret ve öğrenme üzerine yapılacak bir deney… Varsayalım ki deneklerden biri sizsiniz. Hazırsanız zihninizde canlandırmaya, başlayalım!

Laboratuvara giriyorsunuz. Beyaz gömlekli, soğuk görünüşlü genç bir adam karşılıyor sizi ve kendisini araştırmacı olarak tanıştırıyor. Onun hemen yanındaki güler yüzlü, orta yaşlı ve şişman adam da kendisinin tıpkı sizin gibi araştırmaya denek olarak katıldığını söylüyor. İkiniz arasında kura çekiliyor ve siz öğretmen rolü için seçiliyorsunuz! Elbette şans değil bu, kura hileli. Çünkü karşınızda duran iki adam da aslında araştırmacı. Laboratuvardayken bunu bilmiyorsunuz tabii. (Hayır hayır, kaçmadı heyecanı.)

Araştırmacı, cezanın öğrenmeye etkisi konusunda bir deneye katılacağınızı söylüyor. Kurada öğrenci seçilen denek görünümlü araştırmacının bitişikteki odaya götürülüp ellerine elektrotlar bağlanmadan evvel size deniyor ki “Öğrenciye kelime çiftleri vereceksiniz. Bu kelime çiftlerini her ezberleyemediğinde ona şok vereceksiniz. Her yanlış cevap verdiğinde bir öncekinden 15 volt daha kuvvetli şok vereceksiniz, böylece 450 volta kadar yükseltebilirsiniz cezayı. Çünkü biz cezanın öğrenmeye etkisini araştırıyoruz.” Bunu duyan güler yüzlü denek öğrenci, kalbinden biraz rahatsız olduğunu söylüyor. Şok hakkında bir fikriniz olsun diye de size hafif bir şok veriliyor. Kaç volt olduğunu tahmin etmeniz istendiğinde “75 volt” diyorsunuz ama aslında yalnızca 45 volttur. Ve deney başlıyor!

Öğrenme işlemi başlarda iyi gidiyor; fakat sonra öğrenci hatalar yapmaya başlıyor. Siz de şok vermeye başlıyorsunuz. 75, 90, 105… Derken odada inleme sesleri duyuluyor. 120 voltluk şoktan sonra öğrenci, araştırmacıya bağırarak şokların acı vermeye başladığını söylüyor. Araştırmacıya dönüp “Bağırıyor!” diyorsunuz, araştırmacı ise “Devam edin öğretmen!” diyor son derece net bir ses tonuyla. 150 voltta öğrenci yalvarıyor size “Beni buradan çıkarın, kalbim var, devam etmeyeceğim” diye. Siz yeniden araştırmacıya dönüyorsunuz. Bu defa da diyor ki “Araştırma devam etmelidir öğretmen, lütfen devam edin.” 315 volttan sonra müthiş bir çığlık… Bundan sonraki hiçbir soruya cevap vermiyor artık öğrenci, her şok verilişinden sonra işkence içindeki bir adamın çığlıkları duyuluyor.

Araştırmacı? Araştırmacı beyaz gömlekli, araştırmacı soğuk, araştırmacı kararlı…

Sahi siz olsanız ne yapardınız? Devam eder miydiniz? Sizce deneklerin yüzde kaçı sonuna kadar gitti? O çığlıklara rağmen kaçı vazgeçmemiştir şok vermekten?

40 denek katıldı bu deneye ve hiçbiri 300 volttan önce durmadı! 26 denek ise 450 voltluk şoku öğrenciye verdi! Yani katılımcıların %65’i. Böyle mi tahmin etmiştiniz yoksa siz de?

Aslında deneyde şok falan verildiği yok. Onca inleyiş, çığlık da teyp kayıtlarından. Fakat elbette denek öğretmen bundan bîhaber!

40 denekten 26’sının emre itaat sonucu suçsuz bir insana zarar vermeleri olayı, bu 26 kişinin kişisel özellikleriyle, sadist olmalarıyla ya da kişilik bozukluklarının olmasıyla açıklanamaz. Çünkü aynı deney; bina, araştırmacının komut verme şekli, öğrenci ve öğretmenin oturma düzenlerinin değiştirilmesi ile defalarca tekrarlandı. 1000’e yakın denek kullanıldı ve 450 voltluk şoku veren deneklerin oranı çoğunlukla %50’nin üstündeydi. Aynı deney Türkiye’de de 1974 yılında ODTÜ’de Prof. Dr. Olcay İmamoğlu tarafından tekrarlandı ve sonuçlar benzerdi. Dahası, denekler çeşitli sosyo-ekonomik düzeylerde bulunan farklı eğitim ve mesleklere sahip, çeşitli yaşlardaki kadın ve erkek yetişkinlerden oluşmaktaydı. Benim dikkatimi çeken bir diğer nokta da şu; denekler, öğrenciye şok vermekten memnun değillerdi. Tersine, deneklerin büyük çoğunluğu terlemek, kekelemek, titremek, dudaklarını ısırmak, inlemek ve tırnaklarını ellerine batırmak gibi sinirlilik ve rahatsızlık belirtileri göstermişlerdi.

Peki niçin? Niçin insanlar kendi ahlak değerlerini hiçe sayıp başkalarına zarar verme pahasına otoriteye boyun eğiyor? Milgram’ın araştırmasından bizim için çıkan dersler şunlar;

Birincisi, Milgram deneklerle mülakatlar gerçekleştirdi. Pek çoğu dedi ki “Öğrenci daha akıllı olup  daha fazla doğru cevap verseydi, elektrik şokuna maruz kalmazdı.” Bu fenomen “adil dünya inancı” olarak adlandırılır. “İyilik yap, iyilik bul.” “Ne ekersen onu biçersin.” “İyiler daima kazanır.” Maalesef işin aslı böyle değil. Evren adil değil, insanlar da müstahaklarını bulmazlar her zaman.

İkincisi, sorumluluğun pay ediliyor olmasının rahatlığı. Çünkü deney görevlisi onlara bir şey olursa tüm sorumluluğun kendilerinde olduğunu söylemişti. Dediler ki “Ben sadece emirleri yerine getiriyordum.” Böylece yaptıkları zulümle bir alakalarının olmadığını ima ediyorlardı. Yani, kişisel sorumluluğu göz ardı ediyorlardı.

Peki nedir otoriteye karşı gelmemizi sağlayan şeyler?

Bir kere, adil dünya inancını iyice kavrayalım. Bir kimsenin içinde bulunduğu kötü durumun nedenleriyle alakalı yargılarda bulunmaktan kaçınmalıyız. Birinin işsizliğini, başarısızlığını, fakirliğini kişinin umursamazlığına ya da “yeterince iyi” olmayışına yormamalıyız. Farkındalığımız bundan daha yüksek olmalı. Bununla beraber kendi eylemlerimizden sorumlu olduğumuzu da daima hatırlamalıyız. Bir de başkalarının ve dış grupların davranışlarını kendi karakterlerine veya zaaflarına yorarız fakat kendimize veya iç grubumuza ait aynı davranışları ise sadece içine sürüklendiğimiz durumla açıklarız ya, bu da hatalı. Biz yanlış yönlendirmeyle zalimce davranırız da onlar zalimce davranıyorsa canavar mıdır yani?

Demem o ki, hem kendimize hem de başkalarına karşı merhametli olabiliriz. Durabiliriz, düşünebiliriz, bir kez daha değerlendirebiliriz. “Ya öyle değilse?” Diye de sorabiliriz hem. Herkesin anlatmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı yok mudur? Bununla beraber kendi kendimizi anlamaya da ihtiyacımız yok mudur?

Her şeyden önemlisi, seçimlerimizden sorumlu olduğumuzun farkında olalım. Emir ne olursa olsun, bizler önceden ayarları yapılmış robotlar değiliz, bu; en büyük toplumsal olaylar için de geçerli, iş yerindeki herhangi basit bir uygulama için de geçerli ve hatta ikili ilişkiler için de geçerli!

Bir kez daha vurgulamayı önemli buluyorum; şartlar ne olursa olsun kimi zaman yalnızca birimizin dahi “hayır” diyerek itiraz etmesi çok fazla şeyi değiştirebilir. Sizce daha başka nelere dikkat etmeliyiz? Nerelerden başlamalıyız çalışmaya itaat davranışını azaltabilmek için?

Hamiş: Meraklıları için ekliyorum. Bu araştırma etik tartışmalara yol açmıştır, evet. Hatta muhtemelen deneyin yarattığı olumsuz algı yüzünden Milgram’ın başına türlü türlü iş geldiği söylenir. (Magazinsel birtakım şeyler…)

Hayır’lı günler dilerim.

izmir escort

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız. - - DİYARBAKIR WEB TASARIM İNSERT BİLİŞİM

ataşehir escort ümraniye escortporno brazzersantalya escort kadıköy escortümraniye escortataşehir escort