Celal Güzelses nam-ı diğer: Şark Bülbülü-III

0
14
RAMAZAN KARATAŞ
Günler geçiyordu 1958 yılın Ocak ayının ortalarıydı. Doktorlar devamlı gece gündüz hiç bir ücret almadan hatta ilaçlarını da getirterek onu iyileştirmeye çalışıyorlardı. Diyarbakır ayaklanmış onu ziyarete geliyorlar, ne gerekirse yapalım diye telaş ediyorlar dostları arkadaşları, büyüklerimiz onu ve bizleri bir an olsun yalnız bırakmıyorlardı.

Ramazan KARATAŞ

rkaratasyenigun@gmail.com

Ben, ablam Nermin, abim Haluk, kardeşlerim Nevin ve Ahmet Cevat, annemizle birlikte perişandık. Bir ara doktorlara ısrarla babamı Ankara’ya ya da İstanbul’a götürelim dedi orada tedavi edilsin dedim. Bana, ‘Üzülme Erdem baban bizimde babamızdı. Biz onu iyileştireceğiz’ dediler. Soğuk almış başka teşhis koyamadık dediler. Babam ise her gün biraz daha kötüleşiyordu. Eriyordu, çok terliyor sayıklıyordu. Hiç kendinde değildi. Evimize gelenleri o mütevazi evimiz artık almıyordu. Bahçede günlerce dostları o soğukta ayazda onun kalkmasını iyileşmesi beklediler. Bir ara sokakta sandalyelerde, kürsülerde oturanları bekleşenleri gördüm. Hepimiz çaresiz bekliyorduk. Annem Nevriye Güzelses bize Tarikat Şeyhleri geldi buyur edin dedi. Sonra ne kadar ağa varsa bir bir geldiler. Ankara’dan döneli nerdeyse 30 gün olmuştu. Durum aynıydı. Bir ara babam beni çağırttı. Yanına gittim. Yorgun bir sesle’ bak oğlum beni ziyarete gelenleri hoş tutun, hürmette kusur etmeyin, ama okumakla beni iyileştireceğini ümid edenlere söyleyin takdir ilahinin önüne geçilmez. Kimse de okumakla üflemekle iyileşmez…
Sonra bana döndü yorgun bir sesle “Şimdi sen git bana Alaatin Yavaşça’nın bir nigahet kahrı ile bakma Allah aşkına, sarı giyme bir daha gül takma allah aşkına plağını al getir “dedi. Hemen plakçımıza gittim. O plağı buldum getirdim. Elimde görünce tebessüm etti çal” dedi. Gramofonumuza koydum. bizler etrafına toplandık ve çaldım. Daldı, uyudu… zaman zaman bu plağı bir kaç kez daha dinledi.
Bir gün annem bizi topladı. Çocuklar sanırım babanız yakında aramızdan ayrılacak, sabahleyin beni çağırdı; bana dedi ki hanım hakkını helal et, ben bu gece rüyamda Hz. Rufai’yi gördüm. Hastalandığımda zaman zaman gelirdi rüyama ve bana kalk derdi ve iyileşirdim. Dün gece neyin var Celal dedi. Hastayım şeyhim dedim. Bana ‘’yat celal yat’ dedi. Ben artık aranızdan ayrılacağım. Bizler evlatları bu sözler üzerine perişan olduk. Babamızı görmek için annemizi de yanımıza alıp yanına gittik. Bizi görünce gelin çocuklarım dedi. İçimizden ağlıyor yutkunamıyorduk.
…Bir ara bize dönüp, evlatlarım sizlere dünya hayatınıza maddi bir şey bırakamıyorum. Çünkü her şey yüce yaradanımızındır. Ancak sizlere soy ismimi bırakıyorum. Torunlarına kadar yetecektir. Sizd e dünyalığınızı çalışmakla kazanırsınız” dedi.

Susmuştuk her birimiz ona sarılmış annemizle pervane olmuştuk.
O gün doktoru eve geldi ve “Maalesef bizler doğru teşhis koyamamışız. Celal Bey’in hastalığı menenjitmiş. Kurtulma ümidi hiç yok” dedi. dünya başımıza yıkılmıştı. Babamın dediği doğru çıkmıştı. Son gündü babam kalktı ve selasını okudu. Diyarbakır son kez sesini duydu.

1 Şubat’ı 2 Şubat’a bağlayan gece yarısına az kala babamız, Diyarbakırın ağabeyi Celal Güzelses gözlerini hayat yumdu ve hakkın rahmetine kavuştu.
Hastalığında kendisini ziyaret gelen halk musikisi cemiyetinden tüm arkadaşları ordaydı. Hatta uzun vakit görüşmediği Selahatin Mazlumoğlu dahi gelmiş ve elini öpmüştü. Yine talebelerinden Hafız Celal Sevimli ziyaretini hiç esirgemedi ve sık sık geldi. Babam, Celal Sevimli’ye her ağladığında ağlama Celal oğlum hepimiz gideceğiz derdi. Bir keresinde Celal Sevimli’ye ben öldükten sonra beni anarsanız, Hacı Efdal Efendinin şu eserini okuyunuz ki ruhumu şad edesiniz diye vasiyet etti.
uçtu gönlüm huşu pervaz eyledi
bülbül meskeninde yuva eyledi
ahh… ah..ayrılık delalı nida eyledi
göçmeden gönlümün harmanı sen gel
bu garip gönlümün mihmanı tez gel.
Babam vefat ettiğinde biz Melikahmet mahallesinde kiracısı olduğumuz Şebek Mehmet ağanın evindeydik.
Vefatını duyanlar evimize koştu. Yaşlar sel olmuştu.
Cenazesi Ulu Camii’nden kalktı. Vilayetten alına özel izinle Rufai tarikatının geleneklerine göre arbana çalınarak tekbirlerle, aside ve naatlarla, Şeyh Muhammet düzlüğünde bulunan manevi babam dediği Şeyh Zeki Efendinin kabrinin yanına defnedildi. Vasiyeti böyleydi. Çünkü o babası Derviş Halil Beyi hiç görmemiş baba şevkatinden mahrum büyümüş bir yetimdi. Cenaze merasimine, Rufai, Kadiri, Nakşibend, Gülşeni tarikatlarının şeyhleri ve ileri gelenleri katıldılar. Cenaze merasiminde Alaf Yahya, Oturakçı Halit Efendi, Meyveci Abdulkadir efendi, arabana çaldılar. Recep Peker kaside ve naatları okudu. Defin işi bitene kadar tarikat mensupları zikir yaptı.
Diyarbakırlı şairlerimizden Osman Ocak Naipkoğlu Celal Güzelses’in vefatını aşağıdaki dizelerle dile getirmiştir.
Hazret-i Seyyid rufai dest-gir oldu ona
gitti imanla cihandan zade i derviş halil
geldi (üç)katre gözümden kayd ederken tarihin
eyle gufran son celali ey rahim-i bi adil.
kalabalık gitmiş haluk ağabeyim ben ve kardeşim ahmet son toprağı üstüne örtmüştük.
geldi geçti şimdi yalana benzer…
Fani dünya sona ermiş fakir, yetim, dul dostu mahallesindeki açları doyurmaya düşkün, düğünlerinde mevlütlerinde onları kırmayan okuyan Diyarbakırlı Celal Güzelses susmuş hoş bir seda bırakarak aramızdan göçmüştü.

O sustu bülbüller sustu… SON
————————————————————————————–
Kaynakça: Erdem Güzelses’in babam ve ben hatıratı, merhum Haluk Güzelses’in babam Şarkbülbülü Celal Güzelses hatıratı, merhum Vedat Güldoğan’ın Celal Güzelses araştırmalarını bir araya toplayan torun Celal Güzelses…

 

 

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here