Celal Güzelses nam-ı diğer: Şark Bülbülü-I

0
16
RAMAZAN KARATAŞ
Ramazan KARATAŞ rkaratasyenigun@gmail.com

Diyarbakır denince ilk akla gelen isimlerden biridir Celal Güzelses…

6 yaşında yetim kalışı, Rufai tekkesinde dini eğitimi, henüz 9 yaşındayken hafız Kuran oluşu, Ulu Cami’de müezzinliği, dini eğitimi, Atatürk’ün isteğiyle plaka alınan “Mevlit” ve yine Atatürk’ün onayıyla aldığı “Şark Bülbülü” lakabı aldığı ve sırf içkili diye gazinolarda çıkmayı reddettiği gibi ayrıntılar yanık sesiyle seslendirdiği şarkıların gölgesinde kalmıştır.

‘Ağlama Yar Ağlama’, ‘Yaş Destanı’, ‘Bülbülün Kanadı Sarı’ şarkılarıyla hafızlarımıza nüfuz eden bu büyük sanatçının ölümüne giden süreci pek bilinmez…

Oğlu Erdem Güzelses babasının ölüme ve “yanlış teşhis” trajedisiyle erken gelen ölüm sürecini ta ‘sekeratına” kadar anlatmış…

Gerisini Oğlu Erdem Güzelses’in hatırasından aktarıyorum…

Yıl 1958… Ankara’da çeşitli fakültelerde okuyan öğrenciler Diyarbakır gecesi düzenlemişler ve Celal Güzelses’e de ‘’saygıdeğer ağabeyimiz, sizi gecemizde görmek bizler için en büyük bahtiyarlık olacaktır. Bizleri öksüz bırakmayacağınızdan eminiz. Hürmetle ellerinizden öperiz ‘yazılı bir telgraf ile geceye davet ederler. Celal bey Diyarbakır’da yaşanan o en soğuk günlerde üşütmüş ve zatüüre olmuştur…
Fakat bu duygulu telgraf onu hasta yatağında çok duygulandırmış, heyecanlandırmış ve arkadaşlarına Ankara’ya gideceklerini haber vererek hazırlanmalarını istemiştir. Ben o sıralarda Batman’da TPAO rafinerisinde çalışmakta ve petrol sporda oynamaktaydım. Babamın rahatsızlığını öğrenmiş ve Diyarbakır’a gelerek onu görmek istemiştim. Hasta yatağında ateşler içinde yatıyor halde buldum. Onunla yatağının baş ucunda sohbet ederken bir ara annem Nevriye hanıma döndü v, “Nevo çekmecede telgraf var onu bana getir’’ dedi. Annem telgrafı getirip babama verdi. Babam telgrafı bana uzattı ve “oku Erdem” dedi. Okudum ve “Babacığım siz çok rahatsızsınız hava ve yol koşulları da müsait değil gidemezsiniz” dedim. Babam, “O telgrafı iyice okudun mu oğlum?” dedi. Ve devamla “Ben hatırladığım kadarı ile sen öğretmendin değil mi? Hiç okuduğunu anlamayan hissetmeyen öğretmen olur mu? Bir daha oku” dedi.

Benim o sırada yüzüm kızardı ve başımı öne eğip sustum. Babam Celal Bey bu suskunluğum üzerine şöyle dedi: “Ankara’da yüzlerce Diyarbakırlı genç okuyor. Binbir türlü meşakete katlanıp yarı aç yarın tok okuyup memlekete faydalı olmak isteyen bu genç evlatlarımız beni çağırıyor. Ben gitmezsem onların durumları ne olur bunu hiç düşündün mü? İhtiyaçları için gece yapıp geliriyle tahsillerine devam edecekler” dedi.
Suskunluğu bir tek kelime ile bozabildim: Haklısınız babacığım…

İki gün sonra yanına rahmetli Hüsnü İpekçi Beyi de alıp trenle Ankara’ya yola koyuldu. O’nu Diyarbakır tren istasyonunda annem ben ve kardeşlerim uğurlamıştık. Annem gülhatmi kaynatmış bir gece önce ona ilaçları ile içirmişti. Hiç bir yolculuğa annemin yaptığı dolmaları ve yemekleri almadan çıkmazdı. O’nun yemekleri babama ilaç gibiydi. Trenden bize el salladılar. Gülüyor başıyla bize selam veriyordu. Allaha emanet olun dedi ve gittiler…
Bundan sonrasını onun yol ve kader arkadaşı Hüsnü İpekçi anlatıyor:

Hava çok soğuktu Ankara’ya vardığımızda yolculuk esnasında Celal Bey çok az konuştu. Ateşliydi, O’na gözüm gibi bakıyordum. Bir taraftan da bu yolculuğun sağ salim bitmesi için dua ediyordum. Hocam titriyor, uyuyor az birazım yemeğini yiyip tekrar başını yaslayıp yatıyordu. Ankara’da önce bizi karşılayanlar Ulus’daki büyük otele götürdü. Hocam hemen istirahata çekildi. O gece otelde odasından hiç çıkmadan dinlendi. Ertesi gün akşam saatlerinde Yenimahalle 5. Durakta bulunan Alemdar Sineması’na gelmiştik. Alemdar Sineması tıklım tıklımdı. Halk nefesini tutmuş Celal Güzelses’i dinlemek için sabırsızlanıyordu. Konserde bize Ahmet Yamacı, Osman Özdenkçi ve Emin Aldemir eşlik ediyordu.

Yarın: Gül ektim evlek evlek uzun havasını ilk defa o gece okudu

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here