Bir yerden başlamak lazım: Nohut-Pilav

0
166
OHAL süresince KHK’larla ihraç edilenler, ya da sözleşmeli çalıştığı kurumdan farklı sebeplerle işten çıkarılan yüzlerce insan, karşılaştıkları bu alt-üst oluşun en azından mücadele kısmında kendi kişisel becerileri ve aile dayanışmalarıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Belediye’deki görevine son verilen Hasan Ölçen ve KHK’yla görevinden ihraç edilen Mehtap Yörük’ü hayat mücadelesinde buluşturan nokta ise Diyarbakır’da pek olmayan bir işle Nohut-pilav satarak yeni bir deneyime yelken açmaları

Neval AKYÜZ/Yenigün Özel
DİYARBAKIR – Uzun zaman mücadele edip kazandıklarınızı kaybettiğinizde yaşam düzeniniz bir anda ters yüz olur. Barınma, beslenme gibi hayatın olmazsa olmazlarının da yer aldığı birçok şeyin gerektiği düzenli ödemeler zinciri ve bu travmanın yarattığı psikolojik baskı bir anda etrafınızı sarar…
OHAL süresince KHK’larla ihraç edilenler, ya da sözleşmeli çalıştığı kurumdan farklı sebeplerle işten çıkarılan yüzlerce insan karşılaştıkları bu alt-üst oluşun en azından mücadele kısmında kendi kişisel becerileri ve aile dayanışmalarıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar.
Müzik ile içli dışlı olan Hasan Ölçen ve öğretmen Mehtap Yörük bu sürecin iki mağduru…
Hasan Ölçen, Belediye’deki “özel güvenlik” işinden çıkarılıncaya kadar bu düzenini ağır aksak da olsa sürdürüyordu.
Hikayeleri farklı ama yaşadıklarının onları birleştirdiği yer yaşam mücadelesindeki dik duruşları. İkisini hayat mücadelesinde buluşturan nokta ise Diyarbakır’da pek olmayan bir işle Nohut-pilav satarak yeni bir deneyime yelken açmaları.
Müzisyen bir özel güvenlikçi

Hasan’a kahvaltısız bir günün yoğun temposunda akşamüzeri açlığın dizlerimin titrettiği saatlere denk gelen bir vakitte Sanat Sokağının berisinde rastladım… Durdurup bir nohut-pilav istiyorum. Ayağımız bereketli gelmiş olacak ki bir anda birkaç kişi daha istiyor. Bir anda arabanın etrafında hatrı sayılır bir kalabalık oluşuyor.
Onların işi sanki biraz daha acele deyip sıramı onlara bırakıyorum. Nohut-Pilav denince aklıma İstanbul gelir. Bir müddet kalmışlığım var oradan bilirim. Çoğunlukla Mardinliler yapar. Kalabalık dağılınca muhabbeti oradan açıyorum.
“He abe bende kaldım İstanbul’da” diyor. Ardında “Bu işi mi yapıyordun?” diye soruyorum.
“Yok, müzikle uğraşıyordum” diyor.
Soğuğa rağmen başlıyoruz ayaküstü muhabbete…
Bir göç hikayesi ve müzik
Hasan Ölçen 27 yaşında. 2004 yılında zorlayan ekonomik şartlar ve Silvan’dan İstanbul’a uzanan bir göç hikayesinin müzikle yoğrulduğu bir yaşam hikayesi var.
Müziğe ilgisi Mezopotamya Kültür Merkezi’nde (MKM) ete kemiğe bürünüyor. Gitar çalıyor, aynı zamanda yorumcu. 11 yıl MKM’de müzik çalışmalarına devam eden Hasan, daha sonra Diyarbakır’a dönüyor. Burada çalışmalarına Dicle Fırat Kültür Merkezi’nde devam ediyor. Müzik çalışmalarına devam ederken; 2014 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde güvenlikçi olarak işe başlıyor.
Manavcılıkla başladım
Belediye’deki “Özel güvenlik” işini yaşamını sürdürebilmek adına yapması gerektiği için yaptığını söyleyip devam ediyor:
Bu yılın Ocak ayında Büyükşehir’e atanan yeni yönetim tarafından işime son verildi. Müzik çalışmalarına devam ettiğim Dicle-Fırat Kültür Merkezi de geçtiğimiz yıl KHK ile kapatıldı.
Bir anda hayatımda bir alt üst oluş yaşadım. Tek başına olsan daha kolay ama aynı zamanda evliyim. (Acıyla tebessüm ederek) Bir de kızım var.
Hasan, başta manavcılıkla atılıyor mücadeleye. Yanlış bir yerden başladığını zarar ettikten sonra anlıyor.
Ve aile dayanışması
Daha sonra devreye aile dayanışması giriyor. Başrolde annenin olduğu bu dayanışmada, biraz da İstanbul deneyimleri de eklenerek “Nohut-Pilav işine giriyorlar. Bir kardeş Ceylan Karavil’in önünde Hasan ise seyyar olarak devam ediyor işine…
Belediye’den Sanat Sokağı’nda sabit bir yer istemiş. Bir süre de öyle devam etmiş. Fakat zabıtalarla yaşadığı polemiklerden dolayı vazgeçmiş.
Hasan, yaşadığı olumsuzluklara rağmen yüzünden eksilmeyen müthiş tebessümüyle, kadim tarihin yoğurduğu kentin caddelerinde o kentle bütünleşerek sürdürüyor mücadelesini…
Öğretmenlikten nohut-pilava
Mehtap Yörük, Adıyamanlı… Dört yıllık üniversite, formasyon ve bir süre de Kamu Personeli Seçme Sınav maratonu sonrası hatırı sayılır puanın ardından güç bela Diyarbakır’ın Hazro ilçesine bağlı bir köyde öğretmenliğe başlamış. 1,5 yıl süren bu deneyim 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilmesiyle son buldu. Diyarbakır’da ev tutmuş, bir buçuk yıl boyunca okulun açık olduğu her gün, 3 saat yol gidip gelmiş. Sonra? Sonra Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile öğretmenlikten ihraç edilmiş.
İhraç ve “ne olacak şimdi?” şaşkınlığı
İhraç edilen her kamu personeli gibi önce “Ne olacak şimdi?” şaşkınlığı yaşamış. Yörük’e göre ihraç edilmesi için ortada hiçbir gerekçe yoktur. Daha önce hakkında hiçbir soruşturma açılmamış, açığa alınmamıştır. Zaten 686 sayılı KHK ile ihraç edilmesine rağmen, ihraç edilme gerekçesi henüz kendisine tebliğ edilmemiş. İhraç edilmesi üzerine konuşurken, “İhraç etmeleri için hiçbir gerekçeleri yoktur. Eğitim Sen’e üyeyim, belki bu nedenle ihraç edilmiş olabilirim, ama sendikalı olmak suç değildir ve bu Anayasal bir haktır” diyor Yörük.
Pilav-nohut da karar kıldım…
“Ne olacak şimdi?” şaşkınlığını arkadaşlarının de fikrini desteklemesiyle pratiğe geçirmiş Mehtap Öğretmen… Artık sokakta nohutlu-pilav satıyor. Arabayı Diyarbakır’da bulamayınca internet üzerinden İstanbul’dan sipariş etmiş.
“İhraç edilince iş olarak ne yapabileceğimi çok düşündüm. Bir dükkan açmayı da düşündüm, ama bunun için çok para lazımdı ve eğer iş tutmasa, ekonomik olarak kötü olacaktı. Sonunda böyle bir iş yapmaya karar verdim. Baktım olmuyor, arabayı satarım, çok büyük zarar etmemiş olurum”
‘Boş oturmak’ gücüme gittim’
Mehtap Yörük, Sabah 6’da kalkıp evde hazırlıyor pilavı ve zor bir yemek olduğuna dem vuruyor ve mutfağa yabancı olmadığını söylüyor.
Öğretmenliğe kadar farklı işlr de çalıştığını da anlatıyor Mehtap Öğretmen, “Atamam yapılıncaya kadar ev temizliğinden kuaförde çalışmaya, sözleşmeli öğretmenliğe kadar çok iş yaptım” diyor. İhraç edildikten sonra, hiç alışık olmadığı ‘boş oturmak’ gücüne gitmiş. Ailesinin yanına dönmek seçeneklerden biriydi. Ama o Diyarbakır’da kalmaya karar vermiş. Ev kirasını ödeyebilecek, hayatını idame edebilecek bir işe razı görünüyor. “Belki seyyar pilavcı zinciri kurarsın, zengin olursun” diyorum. Bu bayat şakayı arkadaşlarıyla çok yapmışlar. Yörük, “Zengin olmak değil derdim, kimseye muhtaç olmadan yaşayabileyim yeter bana” diyor.
“Öğrencilerimi özledim”
Okulu ve çocukları özlemiş Mehtap öğretmen. İhraç kararından son birkaç gün sonra gitmiş köy okuluna. Çocuklarla vedalaşmak zor olmuş. Henüz okuttuğu çocuklar durumu kavrayamamış, ama geçen yıl okuttuğu çocuklar daha büyük ve “Öğretmenim sizi kovdular mı?” diye sormuşlar. “Bir daha gitmeyeceğim okula” diyor Yörük. “Çünkü çocukları çok özlüyorum ve vedalaşmak zor oluyor benim için.”
‘Bir gün mutlaka döneceğiz’
Mehtap Öğretmen, ihraç edilen diğer arkadaşlarıyla birlikte işlerine geri dönebilmek için yasal haklarını sonuna kadar kullanacaklarını söylüyor. “Olağanüstü Hal bitince önümüzdeki mahkemeye gidememe engeli de bitecek. Gerekirse davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götüreceğiz. Çünkü haksız yere ihraç edildik ve elimizdeki bütün haklar alındı.”
İşlerine geri döneceğine inanıyor Yörük, ama o zamana kadar, işler yolunda giderse, sokakta nohutlu, tavuklu pilav satmaya devam edecek.

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here