Bir insan/lık hikayesi…

0
123
OSMAN ERGÜN
Osman ERGÜN oergun21@gmail.com

Başarmanın sırrı nedir? Doğru zamanda doğru kararlar, şansın iyi gitmesi mi, kaderin çizgisi mi, rastlantılar mı, arkanın sağlam olması mı, işin denk gelmesi mi?
Tek başına bunlar değil… En başta inanmak ve kararlı olmaktır başarının sırrı… Ben böyle bilir böyle derim.
Bunu bana kimse öğretmedi.
Hüseyin Özer…
Bu isme dikkat edin…
Dünyaya geldiği Tokat’ın Reşadiye İlçesi’ne bağlı bir köyde doğumundan Erbaa İlçesi’ne, Ankara’ya, askerliğin ardından İstanbul’a ve Londra’ya, restoranlar zinciri sahibi olmasına kadar tam bir sıfırdan gelmenin öyküsü…
Baba ve annesinin ayrılmasının ardından istenmeyen çocuk olarak birkaç hayvanla birlikte bir ağanın yanına verilmesini gülerek anlatıp devam ediyor:
“Keçi güderken çoban Celal emmiden okuma yazmayı öğrendim. Değnekle kara, toza, taşlarla taşa, kayaya yazı yazmaya başladım. Evlatlıktan reddeden babamı vurmak için kullanacağım silahı alabilecek parayı kazanmak üzere, annem bilet alarak Ankara’ya gönderdi. 11 yaşındaydım, çocuğum diye kimse işe almadı. Ulus’ta çakmaktaşı, benzin satıyor günde 75 kuruş kazanıyor, Sıhhiye’de bir tuvalette yatıp kalkıyordum. O tuvalet benim için çok güzeldi, çünkü yatacak yerimdi. Minnettarım ben o tuvalete. Kazandığım parayla günde köfte ekmek alamıyordum. Günde 75 kuruşa bir ciğerciyle anlaştım. Günde bir öğün ciğer yiyordum.”
Bu arada anne tarafından kalan tarlalara ortak olmaması için ağabeyinin zehirli incir verdiğini anlatıyor Hüseyin Özer, “Bir gün zehirli inciri ağzıma attım ama bir şey engel oldu ve hemen tükürdüm. Çocuklara anlattığımda bana bohçalarını açmışlardı ve ne güzel bir yemek yemiştim bilemezsiniz. Yani, zehir yediğim gün en mutlu günümdü” diyor ve bunları gülümseyerek anlatıyor.
“Gülmek en devrimci eylemdir”i hatırlatıyor bana…

Sonra İstanbul, ardından Londra
İstanbul’a geldiğinde meyhanede komilikten kazandığı parayla köşeyi döndüğünü zannederek ev tutmaya gittiği kadının, ancak kömürlük kiralayabileceğini söylediğini ve kömürlüğü tutarak yaşadığını; hayatının kararlarını orada verdiğini anlatıyor: “İngilizce öğrenmeye de orada karar verdim. Emekli bir Albaydan haftada iki gün ders aldım. Askerliğimin ardından talebeler arasına karışıp, aldığım bir biletle Londra’ya geldim ve bir kebabçıda iş buldum. Bodrum katta yatıyordum. Kebabçı haftada bir gün kapalıydı. Alafranga tuvalette nasıl yıkanılırsa öyle yıkandım. 4 sene sonra ilk lokantamı ortak açtım. Sonra ayrıldığım bir lokantayı satın aldım. Sonrası devam etti ama bu kez haraç mafyası çökmeye çalıştı. Beni korkutamayınca elemanlarla oynamaya başladılar. Uzun süre sıkıntı yaşadım. Üretkenlik, en büyük mutluluk kaynağım. Okumayı, örneğin sizinle arkadaş olmayı, dünyayı, insanları seviyorum”

Kurduğu vakıfla çocukları okutuyor
Daha küçük yaşta aldığı arsayı satarak çocuk okutmak üzere vakıf kuran, hala çocuk okutan Bugün 58 yaşında olan Özer, “Gururum yaşattı beni. Ama gururum bana çok da çile çektirdi. Hayvanlar bana çok sevgi verdi. En büyük sevgiyi onlardan aldım. İnsanların ezilmesi, aşağılanması çok gücüme gidiyordu. Duygulu insandım. Köyümde kalsaydım bugün Hüseyin dayı olarak muhtardan dayak yiyen birisi olacaktım. İnsanlara hep yardım ettim. Bir şeyler verdim. Çünkü o an onların duyduğu mutluluk beni de mutlu ediyor.”
Hüseyin Özer’in yaşam öyküsü yaşadığım karamsarlığı üstümden atmamı, mutlu olmamı sağladı. Umarım sizin için de öyle olur.

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here