Asgari heyecanlar, asgari yaşamlar

0
374
MEHMET UĞUR ÇAKIL
Mehmet Uğur ÇAKIL M1.ugur.cakil@gmail.com

Geçen gün bir arkadaşla konuştuk girişli bir köşe yazısı yazmak istedim. Genelde ülkenin içinde bulunduğu politik ortam ile ilgili köşe yazısı yazanlar, yazının giriş kısmını çoğu kez böyle yapar.

Buna ithafen bende böyle bir giriş yapmak istedim. Yanlış anlaşılmasın kendimi nimetten saydığımdan değil sonuçta hepimiz asgari müşterek de bile anlaşamayan toplumun minimize birer parçasıyız. Neyse, geçen gün bir arkadaşla konuştuk. Asgari ücretin Bin 400 lira olma ihtimalinin olduğunu söyledi. Hükümet bu konuyu görüşüyormuş. Bunu söylerken de sesinde durumdan haberdar olan mizahi bir heyecan vardı. Bakın arkadaşımı heyecanlandıran, arkadaşımı mutlu eden asgari ücretin artmış olması değil. Artma ihtimalinin olması.

Türkiye’nin genel durumunun özeti bu muhabbettir. Türkiye toplumunun içinde bulunduğu durum arkadaşın bu asgari heyecanıdır işte. Düşünsenize genceciksiniz ne dünyayı gezme gibi bir hayaliniz, ne de bir karavan alıp şehir şehir gezme gibi bir öngörünüz var…
Sizi heyecanlandıran şey asgari ücretin artma ihtimali ise bu durumu sayfalar dolusu yazı ile analiz etmek ve bu duruma bavullar dolusu küfür etmek mümkün.
Bu heyecan ve bu sevinç sistemin size dayattığı, çaresizliğin halet-i ruhiyesinin tezahürü…

Dünyada yaşanası o kadar güzel şey varken 25 yaşındaki bir üniversite mezununu asgari ücretin artma ihtimali heyecanlandırıyor ise, toplum olarak bütün heyecanlarımızı kaybetmişiz demektir. Nice gencin şu an Türkiye’de kurduğu tek hayal ayda 1-2 milyar maaş alabileceği bir iş ve en asgari şartlarda yaşayabileceği bir evinin olması.
Sistemi kurmaya çalışanların yaşadıkları da ayrı bir trajedi zaten. 3-5 kuruşla işe başlayan insanlar 20 yıl kredi çekerek ev sahibi oluyor. Bunu yaparken de 20 yıl boyunca üç ayda bir baklava yiyerek ve ailesinin boğazından kısarak yaşıyor. Fakirler zenginlerin bankadaki paralarını, ödedikleri faizli kredi ile arttırıp zenginleri daha da zengin ederken; kredi çeken emekçi bir babanın oğlu ise cebinde parası olmadığı için sevgilisi ile buluşamıyor.

Emrah Serbes son kitabı “Müptezeler” de sistemin bize dayattığı yaşanmamış hayalleri/hayatları trajik anlatmış.
…1999 depreminde evleri ağır hasar gören bir çocuk babasının nerde olduğunu merak ederek evlerinin olduğu sokağa gitmişti. Çocuk, babasını kaldırımda gözü yaşlı görünce, “Ağlama baba çalışır yine bir ev alırız” deyince. Babası “Ben ona üzülmüyorum oğlum, yıllarca evin kredisini vereceğiz diye sana almadığım o akülü araba için üzülüyorum. Keşke seni ağlatmasaydık, keşke sana o akülü arabayı alsaydık” demesindeki vicdan azabını bize dayatan sistemin işleyişi işte bu trajedide gizli… İşte Türkiye’de yaşamaya çalışan asgari vatandaşın durumu! Ülkede yaşayabilmek bu denli zor iken, mutlu olmak imkansız adeta!

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here