Arap ve Kürt çocukları

1
128
Mim Yavuz BİNBAY araskem@gmail.com

Bir mart tarihinde gazetelerde nedense kimsenin önemsemediği, görmediği veya görmezden geldiği veya yıllardır bu coğrafyada yaşatılan olaylar sebebiyle olağan gördüğü bir haber yer aldı. Haber aynen şöyleydi;
ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Albay JeffDavis “Suriye’deki gruplara destek verme şartları arasında ‘savaşçıların belli bir yaşta olması’ koşulunun bulunmadığını” söyledi… Bir Pentagon yetkilisi ise ”istihdam edilecek savaşçıların belirli bir yaşta olması” gibi bir koşul olduğunu hatırlamadığını söyledi. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili ” Elbette 18 yaşından küçük birine silah verilip savaşa gönderilmesi kabul edilecek bir durum değil ancak bölgedeki durum ve kültürel yapı göz önünde bulundurulduğunda çok da şaşırtıcı değil. Biz onlara sadece destek verip DEAŞ ile savaşmalarını istiyoruz. Kimi nasıl istihdam ettiklerine bakmıyoruz. Tabii ki çocukların savaşta istihdam edilmesi kötü bir şey ancak orada durum farklı” yorumunu yaptı.
Üç Amerikalı “yetkilinin” açıklamasının ortak teması Arap ve Kürt çocuklarının koşullar ve kültürel yapıları gereğince silahlandırılabilip savaşa gönderilebilmeleridir. Her iki açıklamada ırk ayırımı gözetilerekArap ve Kürt halklarına karşı ırkçılık yapılmaktadır. ABD Türkiye büyükelçiliği ABD yönetiminin bu konuda ne düşündüğünü bu iki halka ve çocuklara saygı gereği açıklaması gerekir. Her konuda açıklama yapan ABD elçiliği böyle bir açıklama yapacak mı ? Tabi ki hayır yapmayacağını biliyorum. Bunu kendime, halkıma ve Arap ve Kürt çocuklarına olan saygımdan dolayı, bu halkların ve çocuklarının saygıyı hak ettiklerini hatırlatmak için yazıyorum.
Cenevre sözleşmesine ve çocuk hakları sözleşmesini imzalayan ve her iki sözleşmeye taraf olan ABD’nin sözcüleri düzeyindeki kişilerin bu açıklamaları açıkça her iki sözleşmeyi ihlal etmekte ve savaş suçu içermektedir. Sözleşmelere taraf diğer ülkelerin bu konuda sesiz kalmamaları ve sözleşmenin gereği olarak Arap ve Kürt çocuklarına ırk ayırımı gözeterek bu açıklamayı yapanları uluslararası yargının önüne çıkarıp yargılanmalarını sağlamalıdır. Taraf ülkeler bunu yapamadığı taktirde bu iki sözleşme hukuksal deyimle kadük duruma düşecektir yani işlemez hale gelecektir.
Bu konuda sivil toplum örgütlerini Arap ve Kürt halklarına ve çocuklarına karşı işlenen bu ırkçı savaş suçuna karşı duyarlı olmaya ve tepkilerini göstermeleri gerektiğine inanıyorum.
Gerek sözleşmelere taraf ülkeler gerekse toplumsal dinamiklerin ilk adımını oluşturan sivil toplum örgütleri bu konuda her ne sebeple olursa olsun sessiz kalıp görevlerini ihmal etmeleri durumunda bundan sonraki bu konudaki inandırıcılıkları sorgulanır hale geleceğine inanıyorum.
Demokrasinin tüm bileşenlerinin devletler, sivil toplum örgütleri, kurumlar ve şahsiyetler her fırsatta söylevlerinde dillerinden düşürmedikleri çocukların haklarını savunmalarındaki samimiyetleri Arap ve Kürt çocuklarına karşı işlenen bu insanlık suçuna karşı gösterecekleri tutumla sınanacağına inanıyorum.
Irkçı sözcüler tarafından alt kültür olarak tabir edilen iki halkın ortak coğrafyasının bir bireyi, bir baba ve bir insan olarak bu insanlık suçunu kınıyorum.

"PAYLAŞIRSAN BÜYÜRÜZ"

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here